saadet-zinciri

Defalarca sorulduğu için sonunda bir yazı ile cevap vermeye karar verdim. Konu Saadet zinciri tipi  Network Marketing

Öğrenciler ve ev hanımları, temiz ve saf duygulara sahip oldukları için midir, ek gelire duydukları ihtiyaçtan doğan zaaftan mıdır bilemiyorum birtakım kötü niyetli Piramit tipi network marketing şirketlerinin ağlarına çok kolay düşüyorlar.

Bu konu geçen sene bir konferansta bir öğrenci arkadaşım bana Quest.net’i sormuştu, bilgim yoktu ama “Bu konu midemi bulandırıyor, iyice araştır” yanıtını vermiştim. Üzerinden birkaç gün geçmeden Quest.net ile ilgili bir gazetede tam sayfa bir haber gördüm bu şirket hakkında.

“18 Questnet’çi dolandırıcılıktan tutuklandı”

“Hepsini niye aynı kefeye koyuyorsunuz ki?” diyenler olabilir. Yazıya başlarken hepsini aynı kefeye koyarak başladım fakat yazıyı yayınladıktan sonra beni arayan ve Network Marketing’in Türkiye’deki sayılı uzmanlarından olan Enes Olgun un da hatırlatmasıyla hepsini aynı kefeye koymanın o sektörde iş yapan düzgün firmalara haksızlık olacağı fikrine haiz oldum.

Quest.net gibi, yüksek kâr sağlayacağını vaat eden ve ürün bazlı olmayan Piramid tipi Network Marketing aldatmacadır! Katılmayın! Kanmayın! Kandırmayın! Kandırılmayın!

Quest.net Türkiye’de 75.000 insanı mağdur etmiş. Bu 75.000 aile demek. Her ailede ortalama 4 birey varsa, bu 300.000 vatandaş demek. Belki bu yazıdan dolayı kızacaklar, çok umursamıyorum.

Neden hayır diyorum

Eski Saadet zinciri, yeni Quest.net  tarzı zincir sistemlerde  her zaman kasa kazanır. Yani bu düzenin düzenbazı.. Birilerinin zarar gördüğü bir düzenin kazananı olmak ticaret yapmak da değildir para “kazanmak” da.. Para çalmanın daha kolay yolları da var!

Bana bu gibi bir sistemin Türkiye’deki 1 numarası olan adam geldi ve “Ömer sen 2 numara ol ve bütün sistem bizim altımızda oluşsun, inanılmaz paralar kazanırız” dedi. Bir saniye düşünmeden reddettim. Şimdi geriye dönüp baktığımda çok doğru bir karar vermişim diyorum. Birileri çalışacaktı, ben kazanacaktım.. Başkasının alın terini evime götüreceğim ekmeğe harç edecektim. Olmayacaktı.. Olmadı..

Helal-haram kavramlarını bilmeye ya da uygulamaya gerek bile yok bu sistemlerden uzak durmak için. Vicdan sahibi olmak yeterli. Adaletli olmayan her sistem çöker. Zaten bu sistemleri kuranlar da “Bu sistemden kazanabildiğimizi kazanalım, çökmeden önce” gözüyle bakıyorlar.

İşin ürün satış odaklı olan kısmını ayrı tutuyorum, saadet zinciri ya da Quest.net tarzı sistemler için aman ha gençler.. Kolay para kolay kazanılmaz. Lütfen, lütfen ve lütfen uzak durun.

Gidin bir tornacıda giyin yağlı tulumu, ayda 500 lira geçsin elinize ama yine de başkasının sırtından para kazandıran sistemlerden uzak durun.

Not : Türkiye’de bu işi doğru düzgün yapan ciddi kurumlar var. Ama Quest.net gibi kurumlar da sık sık araya karışabilir. O yüzden çok çok dikkatli olunması gerekiyor. Ciddi şirketlerle (denetlenen, vergi veren şirketlerle) hokkabazları ayırmak gerekiyor. Çok araştırma, bol soruşturma gerekiyor..

Zamanın birinde bir gün  kurbağaların yarışı varmış. Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış.

Gerçekte seyirciler arasında hiç biri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:

”Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!’

Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırmaya devam ediyorlarmış:

”Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!”


Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş;

”Bu işi nasıl başardın?” diye.

Kurbağa cevap vermemiş.. Bir daha sormuşlar.. Yine cevap vermemiş..

Anlamışlar ki..

Kurbağa sağırmış!..

Maalesef hepimiz isteriz, değil mi?

Bu elbette mümkün değil. Ama en azından böyle bir ihtimalin kimileri için geçerli olduğunu hatırlatıp kargo şirketleriyle anlaşmalı olanları uyarmak istedim.

Biz XX Kargo şirketiyle uzun yıllardır anlaşmalıyız Desnet‘te. Öyle bir şey yaşadık ki yakın zamanda, ağzımız açık kaldı.

Sürekli kargolar gönderdiğimiz için faturaları, tutarları ya da adetleri takip etmek kolay değil. Kargo şirketi aylık bırakıyor tüm faturaları.

Uyanığın biri ne yapmış biliyor musunuz? Akşam vakti gitmiş kargo şirketine, “Ya kusura bakmayın, ben Desnet’ten geliyorum, şu kargomuzu Magadaskar’a (attım) göndermek istiyorum.” demiş.

Kargo çalışanı ne yapsın? Kimlik kontrolü mü yapsın? Yapamaz tabii..

Hop! Alıyor kargoyu, gönderiyor. Sadece gönderen kısmında Desnet yazıyor.

Araştırmalar sonucu fark ettik bu durumu. Tabii bu anlamda bir kontrol mekanizması kurduk ama elbette bir çok şirkette bu mekanizma yok.

Şirket sahipleri, yöneticileri, çalışanları.. Aman dikkat!

Mart ayı Buluştrend’inde Ahmet Kırtok konuğumuzdu. Konuşurken bir anda aklıma bu yazının ana fikrini düşürüverdi.

Dedi ki Kırtok; Türkiye’de yaşa, başa, tecrübeye pek bakılmıyor. Yaşlanana “moruk” gözüyle bakılıyor.

Biraz benzerini Şeref Oğuz,  kendisiyle sohbetimizde söylemişti.

Gençler geleceklerini dizayn ederken büyüklerine o gelecekte rol vermez, yaşlılar da kendilerine bu gelecekte rol bulamadığı için yeniliklere karşı koyar“.

Babasıyla ortak olan bir arkadaşınız olarak kuşak farkını en iyi yaşayanlardan biriyim. Biz bunu Desnet’te avantaja dönüştürmeyi bildik gerçi ama çok zamanlar zorluklar da yaşadık.

Yaşlıları beğenmiyoruz, “O dediklerin eskidendi, artık her şey değişti, e tabi Çelik de değişti” deyiveriyoruz.

E biz gençlerde de tecrübe yok? “Onu da enerjimizle aşarız, heyt be!” deyip onu da atlattık diyelim.

Yaşlılara “Moruk” dedik, gençlere “toy”..

Sahi tecrübe yok ortalarda.. Gören oldu mu?

Facebook’u bir Türk Kurmuş Olsaydı sunumumun altına gelen bir yorumun üzerine biraz düşündüm ve yorumu yazan Can Eğridere nezdinde bir cevap yazısı yazdım. Daha doğrusu Can‘a attığım maili kendi blogumda da yayınlamaya karar verdim. Buyurun önce şu meşhur sunum, sonra da Can’dan gelen yorum

Sevgili Can

Facebook’u bir Türk kurmuş olsaydı sunumumun altına yazdığın yorumu gördüm.

Sana bu mesajı yazarak olaya açıklık getirmek istedim. Bu sunum benim üniversitelerde sergilediğim sunum, yani içeriğini bu slaytlar değil benim anlatımım oluşturuyor. Bir gün vaktin olursa misafir etmek isterim olayın “Mark’la aynı gün doğmuşum yihuu!” olayı olmadığını böylece anlarsın.
Ben ara sıra üniversitelere konuşma yapmaya gidiyorum ve bu sunumla öğrencilere eğlenceli, keyifli hatta komik bir sunum yapıp onlara “Onlar da insan, biz de insanız, onlar yapıyorsa biz de yaparız” hissini vermeye çalışıyorum.

Sunumun ilk karesine baktığında iki tane melül melül bakan çocuk fotoğrafından da zaten bunu anlayabilirsin.
Quizy.me projesiyle tek hayalim bu ülkenin gençliğine bir ışık yakabilmek. Çünkü maalesef öğrenilmiş bir çaresizlikle “bizden adam olmaz, biz yapamayız, biz başaramayız, su akar Türk bakar” gibi içinden çıkılmaz denklemlere giriyoruz.

Hazır konusu açılmışken açıklayayım, bu sunumu Futurist Shuffle #3 de sergilemiştim ilk olarak. İzleyenler çok gülmüştü, çok eğlenmişti. Bu sunumu hazırlama nedenimi de anlatayım sana. Futurist Shuffle’dan konuşmacı olarak davet aldığımda çok heyecanlandım. Çünkü çok beğenerek, imrenerek izlediğim bir platformdu. Benden sonraki konuşmacılara baktım, Microsoft Türkiye Genel Müdürü Tamer Özmen, Brightwell Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sevgili Alphan Manas vs. vs..

Düşündüm, dedim ki kendi kendime “Ömer, sen burada ne anlatırsan anlat, ne kadar “şu projeyi yaptık, bu teknolojiyi geliştirdik” dersen de senin burada bu dev şirketlerin liderlerinin yanında anlattıkların sönük kalır, iyisi mi sen bari eğlenceli, çerezlik bir sunum yap da hiç değilse herkes keyif alsın“.
Sonra bu hayali kurdum, dikkat edersen “Facebook’u ben kursaydım” değil sunumun adı. Ahmet, Mehmet, Can, Yakup, Çağatay ya da Ömer kursaydı.. Yani bir Türk kurmuş olsaydı.. Sonra da esprili noktalarına dokunarak, aslında Mark’ın sıradan bir Türk gencinden farklı olmadığını anlatmaya çalıştım. Sıradan bir Türk genci modeli olarak da kendimi kullandım.

Umuyorum anlatabilmişimdir.. Anlatabilemediysem de elimden geleni yaptığımdan şüphen olmasın.

Bu vesileyle sana, şirketin Keyfruit‘a ve tüm mesai arkadaşlarına sevgilerimi, selamlarımı gönderiyorum. İnsanların birbirini sevmese de saygı duyduğu, anlamasa da alay etmek yerine anlamaya çalıştığı bir dünyada görüşmek dileğiyle..

Ömer Ekinci


Süper, değil mi?

Bu haftayı Antalya’da kapatmak varmış.. Hem de İstanbul kara teslimken..

İlginç bir konferans olacağından hiç şüphem yok zira konuşmacılardan biri Antalya Cumhuriyet Savcısı, biri Antalya Emniyet Müdür Yardımcısı :) Benim dışımda bir de Sevgili İpek Aral Kişioğlu ve Ufuk Tarhan de orada bulunacaklar, onların sunumu da çok güzel olacak keyifle izleyeceğim.

Antalya’da bulunan dostları bekleriz.

 

Bugün Marmara Üniversitesi Kariyer ve Gelişim Kulübü’nün organize ettiği Galeyana Gelir misiniz? etkinliğindeydim.

Birbirinden değerli dört konuşmacı (Nadir Güllü, Taner Özdeş, Baybars Altuntaş ve farklı saatlerde orada bulunduğumuzdan dolayı tanışma olanağına erişemediğim Sayın Engin Oytaç) arasında orada konuşmacı olmak benim için de çok güzeldi.

Bu konferansta ilk defa İnanmak Başarmanın Tamamıdır sunumumu gerçekleştirdim. Diğer sunumlarımın aksine bu sunumumu Slideshare hesabıma yüklemeyeceğim. Bu sunumu izlemek isteyenler canlı canlı izleyebilecekler.

Bundan sonraki dönemde “İnanmak ve Haddini bilmemek” teması üzerinden ilerlemeyi düşünüyorum bir süre için..

Bu fotoğraf da bana çok anlamlı ve değerli geldi.. Paylaşmadan edemedim.

“Trabzon’da ne yapacağını, ne söyleyeceğini iki kere düşün”

Bu cümle benim Trabzon ile ilgili düşüncelerimi son dönemde özetleyen cümle oldu. Dünyanın en ilginç insanı diye bir araştırma yapılsa, hani öyle anketle filan değil genetik olarak bir araştırma yapılsa eminim Trabzon insanı açık ara lider olur.

Dünyanın en zeki insanının da Karadeniz insanı olduğuna şüphem yok..

Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne gittik geçen hafta sevgili dostum, kardeşim Elbruz Erdoğan ile. Elbruz’u Nasuh Mahruki’ye dağların adlarını öğreten kişi olarak hatırlarsınız :)

Her neyse, Trabzon’a indik. Buyurun Trabzon’luların hazır cevaplılığına..

Daha dakika bir gol bir!

Hava alanından çıkışta bizi karşılayan kulüp yetkilisi Trabzon’lu genç arkadaşımızın aracına bindik.

15 metre önümüzde bir araç duruyormuş, fark etmedim ve boş bulunup sordum.

- Beklediğimiz birileri daha mı var?

Trabzon’lu genç ilerideki aracı gösterdi ve nefes alma süresi bile geçmeden cevabı yapıştırdı :

- Uzerinden mi atlayayum?