Şimdi gecenin 01.30′u, birkaç saat sonra gecenin dehlizlerine doğru bir yolculuğa çıkacağız ve güneşe varmaya yakın uyanacağız. Çok yabancı gelmemiş olmalı.

Birkaç gündür güneşin doğuşuyla evden çıkıp şehrin en sessiz halinde ıslık çala çala koşuyorum. Fark ettim ki bu günlere kadar otoparktan arabayla çıkıp ofisin otoparkına giriyormuşum. Düşünsenize, hapisteki bir adamın en büyük hayali, en büyük arzusu olan şeyi ben elimde olduğu halde yapmıyorum. Akşam olup da hava kararınca da arabayla tekrar bir yerlere.. Hava kararmış.. Ben yine gökyüzünü ve güneşin ışıltısını görememişim.

Dünya her sabah yeniden kurulur. Her yeni gün yepyeni fırsatlarla başlar. Fırsatları yakalamak ve ömrün sonuna dek de kaçırmamak gerekiyor.

Kendime öneriler listesi çıkartmak istedim, sizler de buyurun

  1. Her sabah olmasa da haftada 3 sabah güneşin doğuşuna şahit ol. ( Çünkü o bu işi milyonlarca yıldır hiç sektirmeden harikulade yapıyor ve işini bu kadar iyi yapan bir güneş izlenmeye değerdir!)
  2. Sabahları kalkıp koşuya çıkamıyorsan bile mutlaka egzersiz yap. (Robocop gibi tek parça kalıp halinde ofise gittiğimi biliyorum)
  3. Evdekilerle hasbihal etmeden çıkma, mümkünse kahvaltıyı beraber sohbet ederek… (Off çok zor bu yahu, İstanbul’da yaşamak dediğin tek dişi kalmış canavar neticede)
  4. Evdekilerle anlaşıp sabah hiçbir şey için gerilmemeye, tartışmamaya mutabık kalın. Sabah gerginliği bütün günü bitiriyor. Bu ev ahalisinin tümüne zarar.
  5. Sigara içiyorsan mümkünse evden çıkar çıkmaz yakmayıver bir sigara! Hatta her aklına geldiğinde yakmamayı dene, vücut 5 kere istesin sen 1 kere yak, kendini bir şekilde kandırıver ve bir şeylerle oyalayıver! (Şükür ben içmiyorum)
  6. Sabah sabah minik varillerle kahve yerine şöyle bir bol limonlu bitki çayı filan iç yahu ne bu böyle için zift kazanına döndü!
  7. Sabah işe giderken ya da yürüyüş yaparken hep farklı yollardan git, insanların yüzüne bak, onların hikayelerini anlamaya çalış yüzlerinden, insanları gülümseyerek selamla. Hiç tanımadığın, en ketum adamın bile birden abandone olduğunu ve mahcup bir şekilde selam verdiğini göreceksin. İşte busun sen! Aslansın!
  8. Bir türkü tuttur, bir şarkı mırıldan yürürken, bir yandan bugün olabilecek en güzel şeyleri hayal et. O ihale bugün açıklansa ve sende kalsa, müthiş olur değil mi? Yahut Saklışehir bir fırsattan 1000 satsa? :)
  9. Masana oturunca hemen işe yumulma, önce bir masanı düzenle, ferahlat, ufak değişiklikler yap, odanı havalandır, mesai arkadaşlarınla şakalaş, onların da yaşama enerjisini ortaya çıkar.

Dünyayı her sabah yeniden kuran güç emin olun sizin de hayatınızı değiştirmenize yetecektir fazlasıyla.

Gücü uzaklarda aramayın, yeter ki hep daha iyi olacağına inanın ve ilk adımı “Vira Bismillah!” deyip atın.

brokenwindow

“Kırık Cam Teorisi” ABD’li suç psikologu Philip Zimbardo’nun 1969’da yaptığı bir çalışmadan yola çıkılarak geliştirilmiştir. Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, fakir Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model otomobil bıraktı. Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Sonuçta Bronx’taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.

Ardından Zimbardo ve iki öğrencisi ’sağ kalan’ otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki zengin ve beyazlar da olaya dâhil oldu. Birkaç dakika sonra otomobil kullanılmaz hale gelmişti. “Demek ki” diyordu Zimbardo, “ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek.  Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.

Teori basit. Şimdi de bu teoriyi iş hayatına uyarlayalım

Bir şirkette alınan kararların uygulanmasında açılacak en küçük bir istisna (Ki genelde bu istisna, bu karara imza atan patronun ta kendisi olur) kararın uzun vadede başarılı bir şekilde uygulanmışlığına zarar verir. Kararı atıl hale getirir.

Şirket içindeki tüm uygulamalar büyük bir ciddiyetle uygulanmalı. Ceza sistemi mi var? Elbette cezanın istisnai halleri, uygulanamayacağı durumlar olabilir. Ama bu durumlar bile doğru iletişimle hem söz konusu çalışana hem de bu çalışanla aynı pozisyondaki kişilere izah edilmeli. Aksi takdirde insanlar “Ceza var ama uygulanmıyor nasılsa..” diye bir boşvermişlik hali içine girer. Kısacası, iletişimi doğru yapılmamış her istisna sonraki seferler için emsal teşkil ediyor.

Diğer yandan müşterilere yönelik uygulamalarda, satış ve fiyat stratejilerinde de o ilk camı kırdırmamak gerekiyor. Bununla ilgili bir öneri: 500 TL‘lik bir ürünü kampanyayla 250 TL‘ye indirirseniz o ürünün psikolojik fiyatı artık 250 TL‘dir. Aynı kişiye ya da o kişiyle temas halinde olan başka bir kişiye bir daha 250 TL‘den satamazsınız. Aynı anlama gelse de “1 ürün alana 1 ürün hediye” kampanyası bile psikolojik olarak fiyatı 250′ye düşürmez.

Ya da bir müşterinize o günkü kargo firmasındaki aksilikten (Zira hep olur bu!) dolayı ürünü kuryeyle yolladıysanız, bir sonraki siparişte de kurye hizmetiyle almayı talep eder. İlk kurye gönderiminde açıklamanızı “Bu sefere mahsus, maliyetlerimiz el vermediği halde sırf sizin işiniz görülsün diye bu kez böyle yapıyoruz, bundan sonraki siparişlerde yine kargo ile göndeririz” şeklinde net bir biçimde belirterek bir sonraki talepleri için elinizi güçlendirirsiniz. “Ama biz açıklamasını yapmıştık” şeklinde.

Kısacası iş hayatında olsun, özel hayatta olsun “Bir kereden bir şey olmaz” mantığından kurtulmak gerekiyor. Bir kereden “çok” şey olur!

Son dönemde ilişkiler üzerine odaklanmış durumdayım. İnsan öyle kompleks bir varlık ki zannediyorum 80 sene gibi bir sürede bu konuda uzmanlaşabileceğim.

İnsanlar neden kavga eder? Neden anlaşamaz? Neden gül gibi geçinip giderken yuvayı/işi/ortaklığı bozar?

Düdüklü tencereye benziyor ortaklıklar. Aynı kabın içinde işlerin stresiyle kaynadıkça kaynıyor. Her bir ufak detay, her bir kriz, her bir yanlış anlama biraz daha kaynatıyor tencereyi.

İşte bu tencerenin bir basınca geldikten sonra patlaması çok normal.

Bu patlama 2 şekilde tezahür edebilir.

  • Birlikteliğin nihayetlenmesi
  • Kavga edilip içlerin dökülerek devam edilmesi

Eşler için de bu geçerli. Arada kavga etmenin hiçbir zararı yok, kavgada söylenenleri de kavga haline yormak gerek.

Neden özellikle kavga kelimesini seçtim?


Çünkü her ne kadar yerine süslü kelimeler koymaya çalışsak da doğrusu bu. Bizim gibi duygularıyla yaşayan toplumların gerçeğidir bu. Her şeyi en uç noktalarında yaşarız biz. Sevmeyi de, kavgayı da ..

Kavga eden çiftler mi mutludur sizce yoksa hiç kavga etmeyen bir çift mi?

Bence kesinlikle kavga edenler. Kavga etmek akarsuya, kavgasız bir ortam da bir göle benziyor. Sizce hangisi durağan ve sıkıcıdır? Hangisi yosunlanır? Elbette göl!

Arada düdüklünün düdüğünü açıp havasını boşaltmak lazım. Arada içimizdekileri dökmek lazım. İçimize atınca patlaması çok daha kötü oluyor zira..

Ama kurallar olmadan olmaz

  • Karşınızdakine saygıyı elden bırakmadan,
  • (Kavgayı bile) Planlı-programlı,
  • İnsanların içinde asla!
  • Kesip atmadan, kavga ederken bile yapıcı.
  • Karşınızdakinin kıymetini aklınızdan çıkartmadan.


Gelecek haftaya Desnet bayilerine yönelik bir iftar hazırlığı içindeyiz. Bugünlerde arkadaşlarıma anlattığımda kimleri davet edeceğimi soruyorlar. “Müşterilerimizi, tedarikçilerimizi, rakiplerimizi..” cevabını tam burada gülümsemeyle durduruyorlar.

- “Yanlış söyledin Ömer”.
-  Niye ? Ne dedim ki ?
- E rakiplerimizi dedin?

Ben 10 yıla yakındır mobil iş çözümleri sektöründe iş yapıyorum. Rakiplerimiz o gün de aynıydı, bugün de aynı. Arada sektöre hızla girenler oldu ama onlar şimdi yoklar. Şirketlerinden ayrılıp kendi şirketlerine rakip olanlar oldu, ama onlar da şimdi yoklar..

Kim var  biliyor musunuz?

En baştan beri olanlar.. Rakiplerim ve biz..

Rakibimiz olan şirketlerin neredeyse tümünün sahibi benim 2 katım yaştalar. Yaşıma en yakın olanı 15 yaş büyük. Bu şirketler 10-15 milyon TL ciroya sahip şirketler bu arada.

Bizim rekabetimiz nasıl biliyor musunuz?

  • Başım sıkışsa gider kapılarını çalarım, gece yarısına kadar dertleşiriz.
  • Çalışanlar arası anlaşmazlık olsa bir telefon tüm sorunları çözer.
  • Müşterilerimizi rahatlıkla paylaşırız. Projeleri birbirimize açarız.
  • Aynı anda bir rakibimle aynı müşteriye teklif verdiysek aramızda konuşur anlaşırız. Hangimiz o işe daha çok emek verdiyse onda kalır.
  • Birbirimize ürün veririz, ürün alırız, maliyetleri açarız.. Destekleriz

Rakiplerimin her birini her ay mutlaka ziyaret ederim. Çayını içer, sohbetinden faydalanırım. Tecrübelerini dinler ilham alırım. Hatta beraber stratejik kararlar alır, beraber adımlar atarız.

2011′in iş dünyasında artık rakip demek düşman demek değil.

Esasında olay “dostuna yakın ol, düşmanına daha yakın ol” mantığı da değil.

Savaşır gibi iş yapmak insanları ve şirketleri bence çok yoruyor. Mantıklı kararlar veremiyor şirketler. Rakibinin hamlesine karşılık vermekten kendi hamlelerini geliştiremiyor. Rakibin yaptıklarını yapmaktan o hareketlerin doğru mu yanlış mı olduğunu analiz edemiyor.

Kötü rekabet şirketleri batışa sürüklüyor maalesef.

Bir örnek daha bizden, aynı markayı sattığımız bir rakibimizle dişe diş rekabet halindeydik. Doğal olarak bu rekabet satışını yaptığımız markaya yarıyor ve bu da her daim üreticinin kazandığı anlamsız bir yarışa dönüştürüyordu işi.

Uğruna düello yaptığımız kız da güzel olsa bari! Pazar payı %2 olan bir arzda tıkanıp kalmıştık.

Sonra bu rekabet ve verimsiz savaş beni öylesine boğdu ve yordu ki oturup stratejik bir karar aldım ve pazardaki pazar payı en büyük olan iki markayı da portföyümüze kattık.

Bir anda ne oldu biliyor musunuz?

İşler 2′ye, 3′e katlandı. Bir anda yepyeni müşterilerle tanıştık çünkü bu müşteriler o önceki markayı tercih etmiyordu.

Sevgili hocam Ziya Boyacıgiller’in harika anlatımıyla anlattığı bir pazar genişletme örneği geldi aklıma. Blue Ocean Strategy (Mavi Okyanus Stratejisi)

Rekabetten kan ve revana bulanmış olan kırmızı okyanustan çıkıp rekabetin daha az olduğu alanlara yani mavi okyanusa geçme vaktidir.. Bir an önce hem de ..

Öncelikle iyi haftalar sevgili dostlar.

Salı akşamı saat 20.00′de pozitiftv de yayınlanan GelecekOnline’da sevgili Muharrem Taç’a konuk olacağız. Canım hiç mi hiç iş konuşmak istemiyor hatta keyifli, eğlenceli ve izleyenlerin de bizim de yüzümüzü güldüren bir söyleşi olsun niyetindeyim.

 


Yarın saat 20.00′den itibaren http://live.pozitiftv.com deyiz. Bekleriz.

 

Bu yazıyı okuduğunuza göre bir yerlerden tanışıyor olmalıyız. Ama çok büyük ihtimalle ya seminerlerden ya eğitimlerden ya buluşma organizasyonlarından, ya internette paylaştığım sunumlardan veya sosyal medyadaki / blogumdaki yazılardan. Yani benim internette var olma sebebim, sizlere ulaşabilme şansım aslında girişimcilik etiketimden dolayı. Bu yüzden bu etikete çok şey borçluyum.

Şimdilerde girişimcilikle ilgili yazılar yazıyorum, kurumlara eğitimler veriyorum, eğitim kurumlarının eğitimlerinde kendi konularımı anlatıyorum, girişimcilikle ilgili kendi bloguma ve çeşitli yayınlara yazılar yazıyorum. Yeri geldiğinde TV programlarında ya da panellerde de görebilirsiniz beni.

Konu çok geniş olduğu için, talep edilen bir konu olduğu için sürekli ismim bu kimlikle anılır oldu. Bu güzel gibi görünse de bir yerde beni sıradanlaştıran bir duruma dönüşmeye başladı.

Bunu ne zaman fark ettim biliyor musunuz? Dün geceden beri gelen doğum günü mesajlarından. Facebook’dan gelen 1000′e yakın tebrikten neredeyse %90′ı başarı ve başarıların devamı üzerine kurgulanmış mesajlardı. Tüm o mesajları yazan arkadaşlarımın ellerine sağlık iyi ki varlar sağ olsunlar var olsunlar fakat bu kadar başarı odaklı algılanmak ne derece doğru olabilir diye dünden beri sorguluyorum kendimi.

Başarı güzel şey de hiç kimse sonsuza kadar başarılı kalamaz ki? Bugün bir başarıya imza atarsın, yarın başarısız olursun, sonraki gün tekrar başarılı olursun. Başarı bir özellik değil bir durum olmalı. Bu başarı beklentisinin benim ve projelerimin üzerinde büyükçe bir baskıya neden olduğunu çok geç fark ettim. Bu beklenti belki projeleri başarıya odaklıyor ve başarılı olma katsayısını arttırıyor ama bu kadar baskı altında kaldığıma değiyor mu değmiyor mu bunu kestirmek güç.

Mutsuz, yalnız ama başarılı biri olmak istemediğimi geç de olsa anladım. Bu yaşımın dönüm noktası “denge” kelimesi oldu böylece. Tabii ki ticari projeler devam edecek ama yanına başka şeyler de eklenecek.

Mesela neler mi?

  • Geçen seneden beri devam ettiğim girişimcilik kitabımı bitirip yayınlayacağım ama yanında hayattan notlar ve mizah içeren, hayli eğlenceli bir kitap daha yazacağım.
  • 93 doğumlu kardeşim Yusuf Ekinci‘nin teklifiyle kurdukları müzik grubu olan Katre-i Matem‘in menejerliğini üstlendim :)
  • Girişimcilik üzerine olmayan bir radyo programına başlayacağım. Radyonun o sihirli mikrofonuyla tanışmak için sabırsızlanıyorum.
  • Bu yıla yetişir mi bilemem ama bir televizyon programı fikri de var. Gençler için keyifli bir program yapmaya çalışacağım olursa.
  • Aileme çok daha fazla zaman ayıracağım. Pazar günlerim artık ailemin
  • Desnet‘te de Vodera‘da da Saklışehir‘de de Quizy.me‘de de işler artık biraz daha ekip işi olmaya başladı. Sadece Saklışehir biraz fazla enerji istiyor bu aralar o kadar diğerlerinin mükemmel ekipleri işi benden bile daha iyi yapıyor. O ekip arkadaşlarımla zaten çok keyifli diyaloglarım var bu diyalogları daha da geliştirip ekip arkadaşlarımla sosyal etkinlikleri arttıracağım. İlk fırsatta trekking, sonra bir barbekü partisi sonrası hayal gücü :)
  • Spora gerçek anlamda zaman ayırmaya başlayacağım. İlk fırsatta tekrar boks ringine çıkıp kelebekleri ve arıları rakibime toplattıracağım ama bu çok ciddi efor ve kondisyon istiyor. İyi antrenman ve kilo vermek gerekiyor bunun için. Olsun, işimiz ne?
  • Facebook’daki kişisel hesabımda artık iş,başarı ve girişimcilik konularına yer vermeyeceğim. Bu konuları facebook.com/omerekinciTR den üniversite öğrencisi arkadaşlarım için paylaşmaya devam edeceğim.
  • Konferans ve eğitimleri artık kurumsal bazda sürdüreceğim ve eskisi gibi “Bugün buradayım“,”Yarın şuradayım” paylaşımlarını kişisel hesaplarımdan yapmayacağım.
  • İşi gücü eskisi kadar gözümde büyütmeyeceğim. Sağlık gibi, aile gibi, mutluluk ve huzur gibi kavramlar var unutmamak lazımmış, unutmuşuz uzun süre.
  • Ahh midem! şeklinde twit’lerimi artık umuyorum ki görmeyeceksiniz çünkü iyi bir mide tedavisine ve hatta onun öncesinde iyi bir Check-Up‘a en kısa yoldan gireceğim. Para kazanmak için sağlığı kaybetme hatasına düşenlere katılmayayım.
  • Diğer yönlerimi, sosyal yanlarımı, hobilerimi de paylaşıp onlar üzerinden de farklı arkadaşlara ve arkadaş gruplarına da hitap etmek istiyorum.
  • Yeni üyesi olduğum Düşün Taşın Derneği‘ne zaman ayırıp orada iyi bir kariyer yapıp başkanlığa kadar yükselmeyi ve Selim Çavuş‘u koltuğundan etmeyi…. Bir dakika yahu hani sakinleşmiştim ben? Düzeltiyorum Düşün Taşın Derneği’nin faaliyetlerine elimden gelen katkıyı yapmayı hedefliyorum.
  • Ayrıca kendi sivil toplum projemi de bir sosyal girişim çerçevesinde hayata geçirmek ve topluma katma değer üretmek niyetindeyim.

Yapacak çok iş var.. İşler yapılır, para bir şekilde kazanılır. Ama temel değer iyi insan olabilmekte zannediyorum. İyi insan olabilmek dileğiyle. Seneye bugün bilançoyu çıkarırım, hep birlikte bakarız yapabildik mi yapamadık mı diye..

Dağın yamacından aşağıya doğru bir dere akmaktaymış.

Derenin üst tarafında kurt, aşağısında da bir kuzu su eğilmiş, içiyorlarmış.

Kurt bir ara kuzuya seslenerek, “Suyumu bulandırıyorsun. Şimdi seni yiyeceğim.” demiş.
Kuzu, “aman efendim, bendeniz suyun aşağısındayım. Nasıl olur da sizin suyunuzu kirletebilirim?”
Kurt aklına koymuş. Suyunu kirletse de, kirletmese de kuzuyu yiyecek, kaçarı yok.
Kuzuya dönerek; “sana suyumu kirletiyorsun dedim. Fazla söz istemem. Seni yiyeceğim.” der.

Kuzu şöyle der, “Senin niyetin beni yemek.. Bari suyu bahane etme…”

İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde Erdal Erdoğdu ve Şapka Takımı’nın düzenlediği Sosyal Medya Uygarlığında Pazarlama İletişimi etkinliğinde yaptığım “Facebook’u Bir Türk Kurmuş Olsaydı” sunumumu üniversitenin sunucularına yüklemişler.

Biraz izledim, keyifli geçmişe benziyor.

Umarım siz de keyif alırsınız. Şimdi buyrun; “Facebook’u bir Türk Kurmuş Olsaydı”

Kasabanın nalbantı (Atların toynaklarına nal çakan kişi)   ölmüş. Yeni gelen nalbant  ise genç ve acemi bir nalbantmış. İşini bilmediği ve iyi yapmadığı için atların canlarını çok yakıyormuş. Bütün atların toynakları yara bere içinde kalmış.

Eşekler bir gün nalbantın gelmesine yakın birlik olup başlamışlar Allah’a yakarmaya.

“Allah’ım sen bu nalbantın canını al, bu toynak acısından harap, bitap düştük” diye dualar ediyorlarmış.

Oradan geçen bir yaşlı bir at bunları duymuş ve şöyle demiş.

“Bre ahmaklar! Nalbant ölsün diye niye dua ediyorsunuz? Dua edin de Allah sizi eşeklikten kurtarsın!

Görünen o ki hayata yeni atılan genç arkadaşların en büyük handikapı yaşıtlarıyla (yani bazı noktalarda rakipleriyle) çok benziyor olmaları. Aynı okullarda okuyan, aynı hocalardan aynı dersleri alan, 3 ile 4 arasında aşağı yukarı birbirine yakın notlarla mezun olan ve hatta aynı kişilerden aynı konferansları dinleyen gençler nasıl farklışacak ki hakikaten? İşte aşağıda benim maddelerim var, umarım faydalı olur.
  1. Kartvizit! Kartvizit! Kartvizit!
    1. Kulüp ya da çalıştığınız şirketlerin kartlarını kastetmiyorum. 17 yaşından itibaren gidin hemen bir kartvizit bastırttırın. İsterseniz okulunuzu ve iletişim bilgilerinizi yazın isterseniz gelecekte kurmayı hayal ettiğiniz şirketin kartını şimdiden bastırın ama mutlaka ilk kartvizitinizi hemen bastırın.
  2. Genç Yaşta STK Görevi
    1. Ticari (İTO, GençMüsiad, GİYAD vs.) ya da sosyal ( Düşün Taşın Derneği, TEGV, TOG vs.) hemen gidip bir şekilde STK’larda görev alın. STK’lar zordur ama zoru başarınca kolayını çok daha rahat yapabilirsiniz. Yapabilirseniz bir STK’da küçük de olsa bir ekibin lideri olmaya çalışın. Size çok şey katacaktır.
  3. Ailede liderlik
    1. Ailenin ister büyük ister küçük çocuğu olun ailenin gizli lideri olmaya çalışın. Kararlarda etkili olun, bir gencin girişimciliğinin de liderliğinin de görünmeyen engeli ailedir. Aileniz size güvenmeli, ailesi kendisine güvenmeyen gençler özgüvensiz oluyor ve sokaktaki insanın güvenini kat’iyen elde edemiyor.
  4. Arkadaşlar arasında liderlik
    1. Haydi millet!  Şuraya gidiyoruz” denildiğinde koşarak giden misiniz? Yoksa “Haydi, gidiyoruz” diyen mi? Hiçbir zaman teklif edilen bir şeyi olduğu gibi kabul etmeyin, mutlaka kendinizden de bir şeyler katın. Her şeye muhalefet olun demiyorum dikkat ederseniz. Ama sizin de bir beyniniz var ve siz de pekala biraz düşünerek o plana harika bir parça daha katabilirsiniz.
  5. Biyografi oku
    1. Rol modellerini belirleyin ve onların hayatlarını okuyun. Gazetelerde, dergilerde gördükleriniz asla yeterli değil. Başarı detaylarda gizlidir, unutmayın.
  6. Zamanını Kendin Yönet
    1. Hiçbir zaman vaktiniz “tamamen müsait” olmasın. Vakti tamamen müsait biri olur ve öyle görünürseniz ileride yoğunlaştığınızda da ciddiye alınmayabilirsiniz. İşiniz yoksa da var deyin demiyorum, siz zaten başarılı bir gençseniz vaktinizi boşa geçirmezsiniz zaten.
  7. Gelecekteki Kendini Tarif Et, hatta Çiz!
    1. Oturun kendinizi tasarlayın, nasılsa sizi en iyi siz tanıyorsunuz değil mi? O halde alın bilgisayarınızı, sizden en iyi ne olur bunu tasarlayın. 5 sene ve 10 sene sonra sizin hakkınızda yazılmasını istediğiniz bir haber ya da röportajı yazın hatta! Bu sizi inanılmaz motive edecektir.
  8. Rol Modelin ( 1- bul, 2- mail at, 3- twit at, 4- ara, 5- taciz et, 6- ziyaret et, 7- fethet! )
    1. Artık herkese ulaşmak kolay. Hemen gelecekte koltuğundan edeceğiniz adamı bulun ve ulaşın. İlgisini çekmeye çalışın ama bunu çok belli etmeyin. O kişiyle küçük de olsa bir mesainiz olmasına çalışın, örneğin aynı dernekte bulunun. Rol modelinizi ne yapıp edip fethedin! Size en az 10 yıl kazandıracaktır!
  9. Etkinlikleri takip et
    1. İşinize yarayabilecek tüm etkinlikleri not alın, takviminize ekleyin ve gidin. Tanıdık kimse olsun, olmasın gidin ve “hey merhaba ben geldim dostum!” gibi ukala bir tavırla değil ama kibarca insanlarla tanışın. (Mesela her ay Buluştrend’e gelin bence)
  10. Bol Gazete, dergi oku. Kendi alanınla ilgili konularda okumadığın her bir yazıyı kayıp sayabilirsin.
    1. Belki de hayatının haberi, hayatının fırsatı bugünkü xx gazetesinde? Neden bu fırsatı kaçırasın ki?
  11. Sosyal medyada şık bir duruş sergile, tüm ağlarında aynı avatar fotoğrafını ve aynı ismi kullan. Gençsin, biraz mütevazilik çok yakışacaktır, yazdıklarında her zaman bir hata payı bırak, ne kadar yüksekten düşersen o kadar çok kırılırsın.
  12. Köşe Yazarı Ol! Yazabileceğin hangi blogu, hangi portalı, hangi gazeteyi ya da e-gazeteyi bulabilirsen orada kendini ifade et. Kendi blogunu yazma önerisini yazmama gerek bile yok zaten değil mi? Bir yerlerde köşe yazarı olmanın artısını ileride göreceksin.
  13. Kendinden büyük yaşta arkadaşlar edin. Arkadaşlarınla “Maçta Quaresma nasıl çaktı golü ama?” sohbetlerini ivedilikle bırak! Fikirleri tartışmaya başla.
  14. Her türlü fikre açık ol. (Niyeti kötü olan insanlar hariç ) Oturup konuşamayacağın fikir neredeyse olmasın. Kavgayla, argoyla ya da orayı terk etmekle değil konuşarak alt et karşındakini.
  15. İyi bir Konuşmacı olmak için her fırsatı kullan.
  16. Dünyayı takip et, Türkiye ile sınırlı kalma.
  17. Hiçbir şey için üst limit koyma, unutma en büyük engel aklındakidir.
  18. Yaşının ilerisinde ol ama bundan dolayı hiçbir zaman yaşını yaşayamayacaksın, bunu kabul ediyorsan yaşının ilerisinde ol.
  19. Herkesle aynı konuları konuşma, sosyal açıdan zengin bir birikime sahip ol herkes sana baktığında kendi ilgi alanlarından birini görsün. Aksi takdirde bir şeyi ezberleyip sürekli aynı konuyu anlatırsan papağandan farkın kalmaz.
  20. Herkesin yaptığını yapma, düşündüğünden farklısını düşün, farklı bak farklı göreceksin.