En son ne demis?...

  •  

Sosyal Medya ne DEĞİLdir? Markalar sosyal medyayı nasıl kullanMAMALI?

Posted by Omer Ekinci | Posted in Fikirler | Posted on 17-02-2010

1

Sosyal medya nedir sorusunun cevabını verebilecek zaten birçok uzman var. Bu kişiler yıllardır hem internetin hem de internetin sosyal yapıların içindeler.

Ama şu konuda bir gözlemci ve kullanıcı olarak konuşabilirim : Sosyal medya ne değildir? Bununla ilgili biraz düşündüm son birkaç günde. Çünkü ben hem bir sosyal ağ kullanıcısıyım hem de markaları sosyal medyada bulunan bir işletmeciyim.

Şu ana kadar olumlu görüş bildirdiğim ve bu görüşlerimi yazıya döktüğüm markalara bakıyorum “Pegasus Havayolları (Ali Sabancı), DeFacto vs.” bu markalarla ne tanışıyordum, ne de yazıyı takiben tanıştım. Ama çok güzel bir ürün/hizmet görünce bunu doğal olarak paylaşmak istiyorum. İşte markanın sosyal medyadaki olumlu yüzü bu olmalı.

Gel gelelim, hakkında olumsuz geribildirimler bir markanın, o kullanıcının sorununu çözmesi yetmiyor. 4. Buluştrend’de katılımcılardan birinden şöyle bir cümle işittim. “X şirketine 10 gün boyunca ulaşmaya çalıştım, yaptıkları büyük hatayı bırakın çözdürmek, ifade etmek için bile bir yetkili bulamadım. Ama twitter’a bir tweet gönderdim bu sorunla ilgili “ŞAK” diye sorunumu çözdüler.”

Ne oldu şimdi? Bu kişinin sorunu çözüldü, o da sosyal medyada bu sorununun çözüldüğünü ve bu yüzden markaya teşekkür ettiğini yazdı. Marka bu konuda herhangi bir adım attı mı? “Bakınız arkadaşlar 10 gün boyunca bize ulaşamayan müşterilerimiz var, bu insanlar sosyal medyada olmayabilir, dolayısıyla seslerini duyuramayabilir, onların bize ulaşmasını kolaylaştıralım, call center’ımızı gözden geçirelim.” diyor mu? Hayır..

Mahalle kültüründe “abiyi çağırmak” kavramı vardır,  çocukluğunuzdan hatırlayın. Dayak yiyen çocuklardan bazılarının kimsesi yoktur, dayağı yer oturur. Bazıları da abisini çağır ve bunun hesabını sorar. O çocuğa da bir daha dokunulmaz.. Gariban çocuğa dayak devam eder..

Kısa vadeli ve kısır çözümler için markaların anlık çözümler bulmayı ve “aman onun blog’u var, şimdi yayar mayar, neme lazım çözelim işini” zihniyetini bırakması gerekiyor. Bu işi en doğru ve iyi şekilde yapan markalar vardır mutlaka, onlar müstesna.

Ama ben cep telefonum bozulduğunda ve KVK da sorun yaşadığımda Tüketici Hakları’na, kanunlara ya da firmaya değil blog’uma güveniyorsam, bir sorun var demektir.

Markalar doğal sürece bırakmalı. Sosyal medyayı etkin kullanmak için bence önce “gözlem yapmalı”. Yaptığı gözlemin sonucunu da tüm müşterilerine yansıtabilmeli, sadece abisi olanlara değil!

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik, bin kitapla o gün cehaleti yeneceğiz!

Posted by Omer Ekinci | Posted in Başarı hikayeleri, Etkinlikler | Posted on 17-02-2010

0

Uzun zamandır beğeniyle takip ettiğim ilginç bir sosyal girişim var Düşün Taşın Kulübü isminde. Buluşmaları olsun, felsefeleri olsun oldukça etkileyiciyken, onlar bununla yetinmemiş olacaklar ki aynı anda çok sayıda kişiyi bir araya getirip onlarla birlikte kitap okuma etkinlikleri düzenleme fikrini uygulamaya koydular.

Koydular dediğime bakmayın, yeni değil bu haber, aylardır çok çeşitli yerlerde yaptılar bu kitap okuma etkinliklerini.

Bir tanesine de ben katıldım, Boğaz Köprüsü’ndeki Avrasya Maratonu’nda gittik köprünün orta yerine oturup kitap okuduk. Tahmin edeceğiniz üzere amaç orada kitap okumaktan öte bir mesaj vermek. Gelişmiş ülkelerde metroya binen her iki insandan birinin elinde kitap varken bizler cep telefonlarımızla oynuyor isek bu mesaja gerçekten ihtiyacımız var demektir.

Düşün Taşın Kulübü’nün şimdi iki hedefi var. Büyük hedef 13 Haziran 2010’da 15.000 kişi ile bir stadyumda Guinness Rekorlar Kitabı’na girme denemesi. Denemenin adı : Dünyanın En Yüksek Katılımlı Kitap Okuma Etkinliği.

O projeye ben de çok inanarak ve heyecan duyarak hazırlıyorum kendimi. Muhtemelen de o 15.000 kişiden biri olacağım.

Ancak gelelim öncesine, tabii böyle projeler bir kerede olmuyor. Denemeler yapmak lazım, hazırlanmak lazım, değil mi?

Ama dedik ya, bu dernek başka bir dernek, bir acayip dernek bu dernek.. Büyük projeye hazırlanırken yaptıkları denemeler de çılgınca. Hazırlık değil, bu denemelerin her biri birer proje.

Sadede gelelim, sizi 21 Şubat 2010’da Bayrampaşa Spor Kompleki’nde yapılacak 1000 kişilik bu kitap okuma etkinliğine davet ediyorum. Ben orada olacağım, beklerim.

Yer : Bayrampaşa Spor Kompleksi

Tarih: 21 Şubat 2010 Pazar

Saat :12:00-14:00

İletişim : 0535 264 94 03

dusuntasin@dusuntasin.net

www.dusuntasin.net

Sizin hiç babaanneniz öldü mü? Benim bir kere öldü.. Kör oldum

Posted by Omer Ekinci | Posted in Omer'in dostları | Posted on 16-02-2010

8

Bugün aylardır serviste olduğu için uzun süredir kullanamadığım Blackberry’min içindeki fotoğraflara baktım. En yakın dostumu, en güzel arkadaşımı, en sıcak ve içten sevgilimi buldum fotoğraflarda. Hep iş paylaşmışım bu blogda, bunu düşündüm sonra. Babaanne, buyur.. Blogumun ana sayfasını sen süsle, senin güzel yüzün, tatlı gülüşünle dur burada biraz .. Seni çok özledim babaanne.. Çok özledim

Geliştrend Kütüphanesi’ne ilk adım

Posted by Omer Ekinci | Posted in Etkinlikler | Posted on 15-02-2010

0

4. Buluştrend anısı olarak bir de bu kitap kaldı bize. Yazarı tarafından Geliştrend’e imzalanmış 700 sayfalık bu kitabı okumaya başlamak için elimdeki kitapları bitirmem gerekiyor, sabırsızlıkla ilk sayfasını açacağım günü bekliyorum.

Sevgili Nasuh Mahruki’ye teşekkürler.

Güç yürekten, liderlik doğuştan gelir. Bölüm 2

Posted by Omer Ekinci | Posted in Başarı hikayeleri | Posted on 15-02-2010

0

Birinci bölümde Nasuh Mahruki ile tanışma sürecimizi anlattım kısaca. Gelelim tırmanışın devamına;

Astoria Caffe Nero’da planlanan buluşma, ortamdaki yüksek ses nedeniyle ve konuğumuzun da ricasıyla mekan değişikliğine uğradı. Yeni adres AKUT’un Genel Merkezi oldu.

Keskin ve şaşırtıcı bir profesyonellik tanımıyla başladı Mahruki sözlerine. Kararlı, net bir profil çiziyordu.


Sordum : Hırslı mısınız?
Cevapladı: Hayır, kararlıyım!

Kendisini motive eden şeyin ne olduğunu sorduk. Hedefler! dedi.

Her şeyden önce insanın kendisini iyi tanıması gerektiğine defalarca değindi. Öyle ya, en büyük eksiklerimizden biri değil mi? İşimizi, okulumuzu, eşimizi kendimizi iyi tanıyarak mı seçiyoruz? Yoksa bizim için bizden daha iyisini bilenler tarafından dayatılan, önerilen ve sunulanlarla mı?

O, kendisini iyi tanımayı bilmeliydi, yoksa tırmanışı tamamlayıp tamamlayamayacağını kestiremeyebilir, yarı yolda kalabilirdi. Kısacası ölebilirdi.

Biz ise kendimizi tanımadan yola çıkarsak ya da yola devam edersek, belki ölmeyeceğiz. Ama mutlu olmamız da, gerçek potansiyelimizi ortaya çıkartmamız da, dünyada iz bırakmamız da hayallere kalacak.

Sizce hangisi daha acı?

Ekibini ödüllendirme yöntemleriyle ilgili bir soru geliyordu ki, sert bir darbeyle soruyu ikiye böldü Nasuh Mahruki. “İnsanları hedeflerle motive edebilirsiniz, biz hiçbir arkadaşımıza maddi, manevi ödüllendirmede bulunmuyoruz”  dedi.

Liderlikten bahsetti ve kendisinin çocukluğundan beri bulunduğu her ortamın doğal lideri olduğunu anlattı. Lider olunur mu doğulur mu? Sorusuna yaşanmışlıklarla dolu bir cevap!

Sordum, “liderlik nedir ve lider kimdir?”. Cevapladı: “Eğer bir ortamda benden daha iyi liderlik yapacak biri yoksa, hemen kolları sıvarım ve oranın lideri olurum, eğer benden iyisi varsa, ona tâbi olurum”. Alın size hem lider, hem de ekip olmanın tek cümlelik formülü!

Rol modelini sordu bir arkadaşımız ve beklediğim cevabı verdi: Hiç kimse! Sadece hedeflerim!

“Ben o sanatçının, bu futbolcunun, şu kadının, bu adamın hayranı olacak biri değilim, hiçbir zaman da olmadım”.

Kendini düşünen iki birey arasında bir taraf kazanır, bir taraf kaybeder. İki tarafın da kazandığı ortamlar vardır, buna da “kazan-kazan” denir. Ama bir de Nasuh Mahruki’nin çizdiği profil vardı ki; işte buydu bu ülkeyi doğru yöne götürecek olan.

“Kazan, kazan, kazandır!”

Örneği de hazırdı, biz onunla sohbet etmeye gitmiştik, liderlik ve profesyonellik konusunda biz birçok şey kazandık. O bizimle konuşarak, teknoloji, sosyal medya, iletişim konularında kazanımlar elde etti. Aramızdaki arkadaşlarımızdan birçoğununu o toplantıdan AKUT gönüllüsü olarak çıkmasını saymıyorum bile. Ve bütün bu paylaşımlardan, birlikte güçlenerek yapılacak olan işlerden Türkiye kazanacaktı. İşte size; kazan, kazan, kazandır!

Nasuh Mahruki’den öğrendiğimiz çok şey oldu, onun da Buluştrend katılımcılarından öğrendiği birçok şey oldu. Bana da bu organizasyonun organizatörü olarak “iyi bir iş yapmanın saadeti” ve gururu kaldı.

Kendisi ile işimiz daha bitmedi elbette, umuyorum ki yakında yeni güzel haberler verebileceğim sizlere.

Oraya gelerek kaliteli sorularla inanılmaz dolu bir atmosferi meydana getiren ve bu sorularla sohbetin rotasını belirleyen harika insanlara teşekkür ediyorum.

Elbette bize hem konuk olan, hem de ağırlayan Sevgili Nasuh Mahruki’ye sonsuz teşekkürler.

Ayrıca bloglarında bu etkinliğe yer veren sevgili Uğur Özmen, Fatmanur Erdoğan, İpek Aral Kişioğlu, [Cihan Kaloğlu [1][2], Yıldıray Ataş ve Berna Mutlu Aytekin’e teşekkür ediyorum. Kendileri de çok farklı açılardan ilginç deneyimler aktarmışlar.

Bakalım bir sonraki tırmanışımız hangi dağa olacak.

Sevgi ve saygılarımla
Ömer Ekinci
DIGITAL CAMERA
DIGITAL CAMERA
DIGITAL CAMERA
DIGITAL CAMERA

DIGITAL CAMERA
DIGITAL CAMERA
DIGITAL CAMERA
DIGITAL CAMERA
DIGITAL CAMERA
DIGITAL CAMERA
DIGITAL CAMERA
DIGITAL CAMERA

Güç yürekten, liderlik doğuştan gelir. Bölüm 1

Posted by Omer Ekinci | Posted in Başarı hikayeleri, Etkinlikler | Posted on 14-02-2010

1

Her şey köprü trafiğinde başladı. Bir yandan da dur-kalklarla ilerlemeye çalışırken, diğer yandan 4. Buluştrend’e ne farklılık katabilirim acaba diye düşünmeye başladım. Neden bu ay farklı bir konuda başarılı birini davet etmiyorduk ki? İsteyenin bir yüzü kara dedim ve aklıma gelen ilk ismin e-posta adresini aradım cep bilgisayarından. Adresi bulmuştum.. Hemen e-postayı yazmaya başladım. “Sevgili Nasuh Mahruki…” diye başlayıp  Geliştrend’i ve Buluştrend’i anlattım.

Henüz köprüyü geçmemiştim ki, cevap geldi

Merhaba,

Uygun bir zaman ayarlayalım, bu tür bir görüşmeden ben de keyif alırım.

Sevgiler,

Nasuh

Altında da cep telefonunun numarası bulunan bu epostayı alır almaz da aradım. Biraz da telefonda anlattım konuyu. Karşımdaki kararlı, sakin ama asla burnu kaf dağının (bu aynı zamanda kendisinin tırmanmadığı tek dağ! –şimdilik-) ardında olmayan Nasuh Mahruki kabul etti teklifimi.

Günler birbirini kovalarken, 13 Şubat sabahına ulaştık. Tereddüt içindeydim, “ya gelmezse?” Ne diyecektim insanlara? Bir ara riski azaltmak içinbir benzerini bulmayı bile teklif etti zihnim, ancak kabul etmedim! Kendisine bir hatırlatma mesajı gönderdim, cevap anında geldi. “Sorun yok, geliyorum”.
Gerçekten de tam vaktinde Buluştrend’i gerçekleştirdiğimiz Astoria Caffe Nero’nun kapısından içeri girdi. O an Buluştrend’de olan herkesin, karşılamakta olduğum bu beyefendiye baktığını hissettim. Güzel duyguydu, itiraf etmeliyim.

Bu mağrur, keskin bakışlı, sert mizaçlı dağ tırmanışçısı bir dağ oluvermişti ve artık biz onun profesyonelliğine, liderliğine, karar verme becerisine tırmanmaya başlamıştık…   Tırmanışın devamı mı?

Buluşmayı ve bu tırmanışın devamını sonrasını ayrı bir yazı olarak yazmak istiyorum, çünkü bu kadarı bile satır aralarını iyi okuyabilenler için önemli noktalar arz ediyor.

Bir yılda 9999 Fidan.. Ve süre başladı!

Posted by Omer Ekinci | Posted in Aktüel | Posted on 09-02-2010

2

Ben üniversitelere söyleşi, panel ve konferanslara gitmeye başlayalı bir yılı geçmiş. Şöyle bir baktım da 10.000 üniversiteliyi aşmış ziyaret ettiğim üniversite öğrencisi sayısı. Ne büyük bir rakam benim için, bir de ilk yılımda..

Bir iki aydır bu konferanslara gidiş-gelişleri nasıl daha verimli ve kalıcı hale getiririm diye düşünüp duruyordum. “Neden söyleşiye gittiğim genç üniversiteli arkadaşlarla el ele verip iz bırakmıyoruz bu dünyaya?” diye düşündüm ve şöyle bir sonuç çıktı:

Benim konuşmamı dinlemek malumunuz ücretsiz. Giriş kapısına bir stand konulacak ve içeri girecek olan öğrenci arkadaşlar bir fidan bağışı yaparak (ortalama 5 TL) salona girecekler. Bu bağışı yapmak mecburi olmayacak. Bağış yapanlara da birer makbuz verilecek.

Öğrenci dostlarım bu ödedikleri rakamı konferansa mı sayarlar, fidan bağışlamaya mı sayarlar yoksa bir yıl sonda ellerimizle yeşillendireceğimiz 9999 fidanlık ormanın bir parçası olmaya mı sayarlar bilmiyorum. Ama bu 5 TL’ye karşılık büyük bir huzur ve haz satın alacaklarına şüphem yok.

Bağış vs. konuları her zaman spekülasyonlara malzemedir bildiğiniz gibi. Bu yüzden de fidan bağışı konusunda anlaşmış olduğumuz kurumun kendi yetkilileri gelerek bağışları onlar kabul edecekler. Bizim de parayla pulla değil sadece toprakla, fidanla işimiz olmuş olacak.

Bu rakamın 9999’u fazla fazla geçeceğine şüphem yok ama olur da bir aksilik olursa Desnet Yazılım eksik kalan kısmı finanse edecek ve proje yine tamamlanmış olacak.

Bir yıl bitmeden 9999. Fidanımızı da dikmiş olacağız. Sonra da Google Earth’dan ormanımıza bakıp keyifle kahvemizden bir yudum alacağız.


Bu Perşembe bir maniniz yoksa… Cafe And Business Buluşmaları

Posted by Omer Ekinci | Posted in Genel | Posted on 02-02-2010

0

Bu Perşembe, yani 4 Şubat 2010, ilginç ve yeni bir buluşmanın ilki gerçekleşecek. One Dergi okurları ile Forum İstanbul Gloria Jeans Cafe’de bir araya geleceğiz.  İlk buluşmanın konuğu olarak beni düşünmüşler.

Bol soru cevap, sohbet, bolca tanışma, kaynaşma.. Hepsi Cafe And Business Buluşmasının ilkinde olacak.

One Dergi ve Proje Grubu ortak organizasyonu olan ve 4 Şubat 2010, 17.30 – 20.00 saatleri arası Forum İstanbul Gloria Jeans Cafe’de düzenlenecek.

Gelmek isteyenleri beklerim. Forum İstanbul‘a Araba ile, Otobüs ile ve Metro ile nasıl geleceğinizi de bu sayfadan görebilirsiniz.

Facebook Etkinlik Sayfası için tıklayınız.

Sen yokken seni pazarlayan şey nedir?

Posted by Omer Ekinci | Posted in Aktüel | Posted on 21-01-2010

1

http://evcdinamik.wordpress.com/2010/01/20/terzi-kendi-sokugunu-dikemez/

http://evcdinamik.wordpress.com/2010/01/20/sen-yokken-seni-pazarlayan-sey-nedir/

Bu iki yazının yazarı Eva Çiton ile Buluştrend’de tanıştık. Çok konuşamadık Buluştrend’de ama o Buluştrend’den ayrılırken kartvizitimi verdim. Günler geçti ve dün bir telefon çaldı, “Ömer merhaba ben Eva Çiton, Buluştrend’de kartvizit vermiştin” dedi. “Üzerine iletişim bilgilerinle birlikte yaptığınız işleri de yazmışsın, göz atınca –tesadüf bu aralar da bu çözümleri arıyorken- dikkatimi çekti ve hemen aradım”.

Şaşırdım çünkü kartvizite yaptığımız çözümleri yazdığımda çok eleştiri almıştım “Bu ne Ömer, broşür gibi..” gibi. Benim savunmam hep şu oldu : “Bir etkinlikte onlarca kartvizit topluyoruz, birkaç gün sonra kartvizitlere bakarken ne düşünüyoruz? “Kimdi ya bu?”

Eva bana bu yöntemle aslında doğru bir şey yaptığıma inandırdı beni, sağolsun.

Yazılarında da teveccühle bahsetmiş, Varolsun :)

Evlenmek ve katlanmak…

Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 20-01-2010

9

Evlenmek ve katlanmak…

Bilgeye sormuşlar; Evlilik nedir?

Şöyle demiş : Eskiden çiftler anlaşınca ve nikah kıyılınca büyük, bahçeli evler tutar, orada yaşarlarmış. Yani bu bir anlamda “ev”lenmekmiş. O nedenle evlenmek denmiş.

Ama şimdilerde insanlar büyük, bahçeli evlere değil apartman katlarına taşınıyor evlendiklerinde. O yüzden evlenmek artık katlanmaktır.