Bu yazıyı okuduğunuza göre bir yerlerden tanışıyor olmalıyız. Ama çok büyük ihtimalle ya seminerlerden ya eğitimlerden ya buluşma organizasyonlarından, ya internette paylaştığım sunumlardan veya sosyal medyadaki / blogumdaki yazılardan. Yani benim internette var olma sebebim, sizlere ulaşabilme şansım aslında girişimcilik etiketimden dolayı. Bu yüzden bu etikete çok şey borçluyum.

Şimdilerde girişimcilikle ilgili yazılar yazıyorum, kurumlara eğitimler veriyorum, eğitim kurumlarının eğitimlerinde kendi konularımı anlatıyorum, girişimcilikle ilgili kendi bloguma ve çeşitli yayınlara yazılar yazıyorum. Yeri geldiğinde TV programlarında ya da panellerde de görebilirsiniz beni.

Konu çok geniş olduğu için, talep edilen bir konu olduğu için sürekli ismim bu kimlikle anılır oldu. Bu güzel gibi görünse de bir yerde beni sıradanlaştıran bir duruma dönüşmeye başladı.

Bunu ne zaman fark ettim biliyor musunuz? Dün geceden beri gelen doğum günü mesajlarından. Facebook’dan gelen 1000′e yakın tebrikten neredeyse %90′ı başarı ve başarıların devamı üzerine kurgulanmış mesajlardı. Tüm o mesajları yazan arkadaşlarımın ellerine sağlık iyi ki varlar sağ olsunlar var olsunlar fakat bu kadar başarı odaklı algılanmak ne derece doğru olabilir diye dünden beri sorguluyorum kendimi.

Başarı güzel şey de hiç kimse sonsuza kadar başarılı kalamaz ki? Bugün bir başarıya imza atarsın, yarın başarısız olursun, sonraki gün tekrar başarılı olursun. Başarı bir özellik değil bir durum olmalı. Bu başarı beklentisinin benim ve projelerimin üzerinde büyükçe bir baskıya neden olduğunu çok geç fark ettim. Bu beklenti belki projeleri başarıya odaklıyor ve başarılı olma katsayısını arttırıyor ama bu kadar baskı altında kaldığıma değiyor mu değmiyor mu bunu kestirmek güç.

Mutsuz, yalnız ama başarılı biri olmak istemediğimi geç de olsa anladım. Bu yaşımın dönüm noktası “denge” kelimesi oldu böylece. Tabii ki ticari projeler devam edecek ama yanına başka şeyler de eklenecek.

Mesela neler mi?

  • Geçen seneden beri devam ettiğim girişimcilik kitabımı bitirip yayınlayacağım ama yanında hayattan notlar ve mizah içeren, hayli eğlenceli bir kitap daha yazacağım.
  • 93 doğumlu kardeşim Yusuf Ekinci‘nin teklifiyle kurdukları müzik grubu olan Katre-i Matem‘in menejerliğini üstlendim :)
  • Girişimcilik üzerine olmayan bir radyo programına başlayacağım. Radyonun o sihirli mikrofonuyla tanışmak için sabırsızlanıyorum.
  • Bu yıla yetişir mi bilemem ama bir televizyon programı fikri de var. Gençler için keyifli bir program yapmaya çalışacağım olursa.
  • Aileme çok daha fazla zaman ayıracağım. Pazar günlerim artık ailemin
  • Desnet‘te de Vodera‘da da Saklışehir‘de de Quizy.me‘de de işler artık biraz daha ekip işi olmaya başladı. Sadece Saklışehir biraz fazla enerji istiyor bu aralar o kadar diğerlerinin mükemmel ekipleri işi benden bile daha iyi yapıyor. O ekip arkadaşlarımla zaten çok keyifli diyaloglarım var bu diyalogları daha da geliştirip ekip arkadaşlarımla sosyal etkinlikleri arttıracağım. İlk fırsatta trekking, sonra bir barbekü partisi sonrası hayal gücü :)
  • Spora gerçek anlamda zaman ayırmaya başlayacağım. İlk fırsatta tekrar boks ringine çıkıp kelebekleri ve arıları rakibime toplattıracağım ama bu çok ciddi efor ve kondisyon istiyor. İyi antrenman ve kilo vermek gerekiyor bunun için. Olsun, işimiz ne?
  • Facebook’daki kişisel hesabımda artık iş,başarı ve girişimcilik konularına yer vermeyeceğim. Bu konuları facebook.com/omerekinciTR den üniversite öğrencisi arkadaşlarım için paylaşmaya devam edeceğim.
  • Konferans ve eğitimleri artık kurumsal bazda sürdüreceğim ve eskisi gibi “Bugün buradayım“,”Yarın şuradayım” paylaşımlarını kişisel hesaplarımdan yapmayacağım.
  • İşi gücü eskisi kadar gözümde büyütmeyeceğim. Sağlık gibi, aile gibi, mutluluk ve huzur gibi kavramlar var unutmamak lazımmış, unutmuşuz uzun süre.
  • Ahh midem! şeklinde twit’lerimi artık umuyorum ki görmeyeceksiniz çünkü iyi bir mide tedavisine ve hatta onun öncesinde iyi bir Check-Up‘a en kısa yoldan gireceğim. Para kazanmak için sağlığı kaybetme hatasına düşenlere katılmayayım.
  • Diğer yönlerimi, sosyal yanlarımı, hobilerimi de paylaşıp onlar üzerinden de farklı arkadaşlara ve arkadaş gruplarına da hitap etmek istiyorum.
  • Yeni üyesi olduğum Düşün Taşın Derneği‘ne zaman ayırıp orada iyi bir kariyer yapıp başkanlığa kadar yükselmeyi ve Selim Çavuş‘u koltuğundan etmeyi…. Bir dakika yahu hani sakinleşmiştim ben? Düzeltiyorum Düşün Taşın Derneği’nin faaliyetlerine elimden gelen katkıyı yapmayı hedefliyorum.
  • Ayrıca kendi sivil toplum projemi de bir sosyal girişim çerçevesinde hayata geçirmek ve topluma katma değer üretmek niyetindeyim.

Yapacak çok iş var.. İşler yapılır, para bir şekilde kazanılır. Ama temel değer iyi insan olabilmekte zannediyorum. İyi insan olabilmek dileğiyle. Seneye bugün bilançoyu çıkarırım, hep birlikte bakarız yapabildik mi yapamadık mı diye..

Birkaç haftadır konuşulagelen bir Yakala.co mevzusu var hepinizin bildiği gibi. Ben de bu süreci takip edenlerden ve dış kapının mandalı olanlardan biri olarak fikirlerimi açık açık beyan ettim, krizin patlak verdiği dakikalarda bile.

Bugün gördüğüm kadarıyla yakala.co bir video yayınladı ve kör noktalara açıklık getirdi. Ben de bana direkt gelen sorulardan dolayı kendi tarafımla ilgili  birkaç maddelik bir açıklama yapma gereği duydum.

  1. Yakala.co markasıyla, şirketiyle ve yöneticileriyle hiçbir direkt temasımız olmadı.
  2. Yakala.co ajansları vasıtasıyla quizy.me’yi bir reklam mecrası kullandı ve bu süre 4-11 Ekim tarihlerinde başladı ve tamamlandı. Katılım raporu ajansa sunuldu ve işlem bizim tarafımızda tamamlandı.
  3. Quizy.me üzerinde yer alan bu soru bazlı mecranın yayılması ve quizy.me’nin markaya daha iyi hizmet vermiş olabilmesi için ben ve takım arkadaşlarım sosyal ağlarda Quizy.me/yakalaco hesabını sık sık paylaştık.
  4. Henüz yakala.co nun yayına girmediği ve kimsenin yakala.co’yu bilmediği bir dönem olduğu için şirketimin ve quizy.me’nin adı yakala.co ile fazlaca anıldı.
  5. Sonrasında ilk kampanyanın -Cem Yılmaz imzalı iPad- yayına girdiği gün yaşanan kriz herkes için olduğu gibi bizim için de sürpriz oldu.
  6. Bu noktada zaten Quizy.me’nin yakala.co ya vermiş olduğu hizmet çoktan bitmişti. Dolayısıyla kriz anında ben Ömer Ekinci olarak kendi fikirlerimi beyan ettim.
  7. Bu konudaki düşüncem, arkasında Doğan Holding olan bir sitenin adına, markasına yakışmayacak bir şeyi bilinçli olarak yapamayacağıydı. Evet, teknik sorunlara karşı “öngöremedik” şeklinde yaptıkları açıklama bana da çok kifayetsiz geldi ama diğer yandan en azından karşımızda ellerindeki dev markalara zarar gelsin istemeyecek bir oluşum vardı. Böyle bir riski ve kara lekeyi göze alamazlardı. Almadılar da
  8. Asıl açıklamam şu ki; o krizde kendimi, daha önce çok kez paylaşmış ve duyurmuş biri olarak buldum. Sorumlu olmadığım halde takipçilerime karşı kendimi sorumlu hissettim. Ve markanın açıklamalarını da profilimde “nakleden kişi olarak” duyurdum. Eğer gerçekten marka müşterilerini zor durumda bıraksaydı, çok çok üzülecektim.
  9. Sonuç olarak marka açıklama yaparak 200 küsür kişiye iPad lerini vereceğini ve bu hafta Çarşamba günü itibariyle dağıtımın başlayacağını duyurdu. Ben de markaya olan güvenimden dolayı haklı çıktım kendi vicdanıma karşı.  Bu dev markaların yerine kendimizi koyarsak zaten isimlerine leke sürdürmenin hiçbir parasal değerle ölçülemeyecek bir zarar olacağını görürüz. Üçün beşin hesabını neden yapmayacaklarının açıklaması da burada gizli.

Kısacası, Yakala.co krizi çözmüş gibi görünüyor. Rakamlar da -sorunlu da olsa- yakala.co’nun piyasaya bomba gibi bir giriş yaptığını söylüyor. Bundan sonra yakala.co ile tekrar çalışırız-çalışmayız; ben oradan alışveriş yaparım-yapmam, feed’lerimde bu markadan bahsederim ya da etmem, hiçbirini bilemiyorum, tek yapabileceğim, kendilerine ticari hayatlarında başarılar dilemek olabilir.

Bir de bir kişi bir markayı koruyor, savunuyor ya da övüyorsa hemen bu kişinin bu markadan para aldığını düşünmek de yanlış. Böyle olunca insanlar olumlu feedbacklerini paylaşmaya çekiniyor, ortalık şikayetten geçilmiyor. Sevdiğimiz, beğendiğimiz markaları menfaatimiz olmadan da yayabilmeliyiz, değil mi? :)

Saygıyla bildiririm.
S. Ömer Ekinci

Yeni bir sosyal oyuncak çıkmış piyasaya : FormSpring. Ne işe yarıyor derseniz bir sosyal hesap açıyorsunuz ve bu hesap üzerinden size sorular geliyor. Size soru sormak isteyenler, kimliklerini belirterek sorabileceği gibi, anonim olarak da sorabiliyorlar. İşin heyecanlı kısmı da bu zaten.

formspring.me hesabıma gelen soruları inbox’da görebiliyorum, işime gelirse cevap verebiliyorum, istemezsem vermeye de biliyorum. Bu sistem, bir anlamda insanların çekinmeden akıllarına geleni sorabilmelerini de sağlıyor. Ama sevmeyeniniz çoksa onlara da gün doğabilir.

Ben de http://www.formspring.me/omerekinci şeklinde bir hesap oluşturdum. Bakalım neler gelecek

İlk gelecek 10 soru arasında gelecek en güzel soruya da bir Desnet ajandası göndereceğim :) Haydi bakalım

Son olarak bir de omerekinci.com’a da bir formspring widget’ı  ekledim. Yapanların ellerine sağlık

Bir gün sabahın erken saatlerinde sahil kenarında yürüyüşe çıkan bir yaşlı adam, kumsalda yüzlerce hatta binlerce denilebilecek denizyıldızı ile karşılaşır. Yükselen denizin acımasız dalgaları onları sahile atmıştır. Denizden ayrı kalan denizyıldızları ise can çekişmekte ve bir kurtarıcı beklemektedirler.

Yaşlı adam, denizyıldızlarını görmezden gelemez. Hiç olmazsa kurtarabildiğim kadarını kurtarırım, düşüncesiyle denizyıldızlarını denize atmaya başlar. Fakat sayıları o kadar çoktur ki!.. “Daha fazlasını kurtarmalıyım” düşüncesiyle hızını artırır. Onun bu telaşlı hareketleri sahilin öbür ucundan yürüyüşe başlayan bir genç adamın dikkatini çeker. Yaklaştığında yaşlı adama selam verir ve:

“Böyle telaşlı telaşlı ne yapıyorsunuz?” diye sorar:   Yaşlı adam, işine hiç ara vermeden soluk soluğa cevap verir: “Denizyıldızlarını okyanusa atıyorum.”

Bu cevaba pek anlam veremeyen genç adam, tekrar sorar: “Denizyıldızı mı?”
Evet“, der yaşlı adam. “Çünkü güneş yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları bir an önce suya atmazsam az sonra ölecekler.

Yaşlı ve bilge adamın telaşını hâlâ anlamayan genç adam tekrar sorar: “Ama  görmüyor  musunuz?  Kilometrelerce  sahil var ve boydan boya denizyıldızı ile dolu. Senin yalnız başına gösterdiğin bu gayret sonunda ne değişecek ki?”

Yaşlı adam, karşısındaki genç adama anlamlı anlamlı baktıktan sonra eğilerek yerden bir denizyıldızı daha alır ve onu okyanusa fırlatırken şöyle seslenir: “Bak. Onun için çok şey değişti!”

Bana üniversitelere neden gittiğimi, bu kadar vakti işime harcamam gerektiği halde neden üniversitelerde tükettiğimi soranlara güzel bir hikaye. Ne onlara satacak bir ürünüm var, ne üye olmalarını istediğim bir portalım ne de imzalayıp satmaya çalıştığım bir kitabım. Bir gün karşıma çıkıp, “Seni bir gün üniversitedeyken dinlemiştim, o gün ben daha iyisini yapabilirim diye harekete geçtim. Ve bugünlere gelmemde milyonda bir de olsa katkın var” desin, başka hiçbir şey istemiyorum.

BrandmarkerAylar önce Boğaziçi Üniversitesi’nden Mehmethan Özer ve Merve Erdemli ofisimize geldiklerinde çok heyecanlıydılar. Heyecanlarını yüzlerinden okumak hiç zor değildi. Brandmarker isminde bir etkinliğe imza attıklarını ve detaylarını anlattılar. Meğer 12. Kez düzenleniyormuş ve bilmiyor olmak benim eksikliğimmiş, sonradan Brandmarker’ı tanıdıkça öğrendim.

Geçen yıl Sevgili Tunç Kılınç’la güzel bir etkinlik yapmışlar 11. Brandmarker’da. Bir video yarışması yapıp kısa film çekmişler kampus içinde.

Brandmarker

Bu yıl farklı ne yapabiliriz derken uzun zamandır görüşemediğim! çok değerli dostum Dr. Engin Baran (Marka Stratejisti ve Işık Üniversitesi Executive MBA Öğretim Üyesi ) bizi tavsiye etmiş. Dediler ki “Hem Bluetooth Marketing’i 1 saatlik bir sunumda anlatın, hem de 2-3 saatlik farklı ve ilk olacak nitelikte bir uygulama etkinliği yapalım”. Her ikisi de bizi çok heyecanlandırdı bu fikirlerin. Özellikle Bluetooth ile macera oyunu çok dikkat çekebilirdi. Dedik ki gelen yabancı öğrencilerden oluşan 10 küçük takım oluşturalım ve okulun 10 farklı noktasına 10 farklı Bluetooth noktası oluşturalım. Bu noktaya gelen öğrencilere 2 soru sorulsun. Birisi Türkiye ve İstanbul ile ilgili genel kültür, biri de Pazarlama ile ilgili sorular.

Kurgumuzu hazırladık, yarışmamız hazır, ben henüz konferansa hazır değilsem bile en azından sunumum hazırJ

Bir de diğer boyutu konferansın diğer konuşmacılarının isimleri; Sony Eurasia (Türkiye) Pazarlama AŞ. Genel Müdürü Mohsen Noohi, Microsoft Corp. EMEA Direktörü Mustafa Kılıçaslan, Unilever Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Karaca, Marka danışmanı ve öğretim görevlisi Erol Batislam, Siegel+Gale İş Geliştirme Direktörü Martin Svensson, Litespell Kurucu Ortağı Can Saraçoğlu, Girişimci, pazarlama uzmanı BJ Cunningham, Bilim İlaç Satış ve Pazarlama direktörü Akın Aksekili ve Google Türkiye Pazarlama Direktörü gibi değerli isimleri bir araya getirebilmiş bu genç arkadaşlar. İşin değerini de o ölçüde arttırmış konuşmacıların isimleri.

Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü’nü ve değerli üyelerini tanıdığım için gerçekten mutluyum, keşke her okulun kulübü onlar gibi olsa (ve keşke her okul kulübünün de onlar kadar imkanları olsa). Hepsiyle gurur duyuyorum, profesyonel bir organizasyon şirketi titizliğinde eşsiz bir etkinliğin 12.sini gerçekleştirebildikleri için.

Yarın, Boğaziçi Üniversitesi’nde görüşmek üzere.

http://www.buik.boun.edu.tr/

http://www.brandmarker.boun.edu.tr/

Bu hafta 25 Mayıs Pazartesi ve 26 Mayıs Salı günü İstanbul Üniversitesi Mühendislik Kulüpleri Platformunun organize ettiği Girişimcilik ve İnovasyon Zirvesi düzenleniyor.

İkinci gün, yani 26 Mayıs Salı günü saat 11.30 – 12.30 arası Girişimcilik ve İnovasyon Panelinde konuşma şerefi, değerli arkadaşım Vadi Efe ile birlikte bana da uygun görülmüş. Orada olmak büyük zevk olacak benim için.

Bu zirvenin benim için anlamı büyük, nedeni ise kendi okulum olan İstanbul Üniversitesi’nde ilk kez konuşacak olmam. Hoş bir rastlantı da konferans alanının kendi okulum olan İşletme Fakültesine birkaç adım mesafede olması. Aslında hayallerimden biri kendi okulumda, yani İstanbul İşletme’de bir konferansta konuşmacı olmaktı, bu mantıkta bakarsak bir anlamda hayalime ulaşmış sayılırım, değil mi?

Tanıtım dosyası

http://www.istanbul.edu.tr/duyurular/duyuru_icerik.php?2278

İşinize inovasyon katın!

Girişimci oldunuz, bir projeye imza attınız ve başarılı olup şirketi kurdunuz. Sizce iş bitti mi? Hayır, asıl savaş şimdi başlıyor! Dişli rakipler ve zorlu pazar koşullarıyla mücadele ederken, şirket içi dinamikleri dengede tutabilmek, bir yandan da fırsatları takip edip doğru zamanda doğru yerde olmak. İşi geliştirmek yetmez, rakiplerin kendi işlerini geliştirdiğinden çok daha fazla geliştirmeniz gerekiyor.

İşinizi farklılaştırmanın ve yenilikçilikle güçlenmenin yollarını, Sabancı Üniversitesi öğrencilerine ve bu sertifikayı almak isteyen tüm katılımcılara anlatıyorum

TBD GENÇ İSTANBUL GİRİŞİMCİLİK OKULU’nda Sabancı Üniversitesi Tuzla Yerleşkesinde, 3 Mayıs Pazar günü saat 15.30′da başlayacak olan İŞİNİZE İNOVASYON KATIN oturumuna katılım ücretsiz.

LCV: Davut Gökhan Şirin, gokhan.sirin@vodera.com.tr 0541 935 00 50 

Etkinlik Sayfası için tıklayınız.
Etkinlik Kayıt için tıklayınız.

Tarih :              2 – 3 Mayıs 2009

Yer:                  Sabancı Üniversitesi Sinema Salonu

Adres:              Sabancı Üniversitesi, Tuzla, İstanbul

Ulaşım:            Detay için tıklayınız.

Servisler:         Taksim  08:45  Taksim Kroki

                         Kadıköy 09:00 Kadıköy Kroki

  1. Fuarda farklılaşmanın 11 altın kuralı

    Fuarda farklılaşmanın 11 altın kuralı

    Standınızda çok yüksek ses kesinlikle kullanmayın, eğer ziyaretçileri kaçırmayı hedeflemiyorsanız.

  2. Elbette ki dijital içeriklere yönelin ama basılı materyal yaptıracaksanız katalog yerine kurumsal dergiyi tercih edin. Müşteriler almak için izin isteyeceklerdir
  3. Ürünlerinizin farklı yönlerini ortaya çıkartıp özellikle basın mensuplarının ilgileneceği ve haber yapabileceği bir halde sergileyin.
  4. Mutlaka fuarın konseptine uygun (İlgisiz bir fuardan sökülüp gelinmiş bir stand gibi durmayan) bir standınız olsun. Görsellerle ve yazılarla bile olsa o fuarın karakteristiğine hitap edin.
  5. Her fuara aynı standı taşımayın, her fuarın doğası farklıdır bunu göz ardı etmeyin, hedef kitleye göre ilginç ama sade bir stand oluşturun
  6. Mümkünse standınızın yüzü girişe dönük olsun, yürürken standınızı görebilecekleri en az 20 metrelik bir mesafe olsun önlerinde. Bir anda önünde sizi bulursa ya da arkasında kalırsanız, size gelmezler.
  7. Standınız ne kadar yüksek olursa o kadar ferah ve güven verici bir ortam yaratırsınız
  8. Belki de en önemli maddelerden biri, standınıza 5-10 metre mesafeden bakıldığında ne iş yaptığı çok net bir biçimde anlaşılır olsun. Tüm ürünlerinizi standınıza yığmayın, mümkünse az ama fuarın beklentilerine uygun birkaç ürünle girin
  9. Fuarda hostesten çok iş bitirici satışçıya ihtiyacınız var. Hele işinizi bilmeyen bir hostes konumlandırdıysanız kızıp gidecek müşterilere hazır olun.
  10. Klasik yöntemler dışında dijifuar gibi farklı yenilikleri denemeyi de ihmal etmeyin, unutmayınız ki fuar ziyaretçisinin dikkatini, iyi ya da büyük şirketler değil farklı standlara sahip, ilgi çekici ve göz alıcı şirketler standları çekiyor!

Nedir bu dijifuar diyorsanız buyrun inceleyin : http://dijifuar.com/dijifuar-nedir/

S. Ömer Ekinci
Genel Müdür
VODERA

Milliyet Gazetesi’nin fotoğraf arşivinde dolaşırken 80′ler albümünü gördüm. Oysa mesela 80′ler partilerinden hiç hoşlanmam, ama fotoğrafların etkisi başka. Hadi zaman yolculuğuna başlayalım.