Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 20-01-2010
9
Evlenmek ve katlanmak…
Bilgeye sormuşlar; Evlilik nedir?
Şöyle demiş : Eskiden çiftler anlaşınca ve nikah kıyılınca büyük, bahçeli evler tutar, orada yaşarlarmış. Yani bu bir anlamda “ev”lenmekmiş. O nedenle evlenmek denmiş.
Ama şimdilerde insanlar büyük, bahçeli evlere değil apartman katlarına taşınıyor evlendiklerinde. O yüzden evlenmek artık katlanmaktır.

Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 12-01-2010
5
Kağıttan uçak; kendi başına A4 boyutundan ve bembeyaz renginden başka bir şey olmayan, hayatın kendisine biçtiği tek rol bu olan bir kağıdın hikayesiyle başlıyor.
Bu kağıda ne yapılabilir?, Bu kağıt ne yapabilir?.. Üzerine not alınmasından başka, boya kalemlerini hunharca üstüne sürttüren bir çocuğa feda edilmekten ya da “RENKLİ FOTOKOPİ 50 KURUŞ” yazısı basılmaktan başka neye yarar?
Bu kağıt, şans verilmeyen, umut bağlanmayan bu sakin kağıt parçası iken “uçarım ben” deyivermiş, kimseler beklemezken, kendine güvenmek zorunda olduğunu öğrenmiş.
Bir de bakmış ki herkes, kağıt parçası uçuyor.. Mırıldanmışlar, “Biliyorduk zaten uçacağını, helal be!, belliydi bir gün uçacağı”..
Kağıttan uçak, kağıtken uçabilmeyi, uçarken şaşırtmayı öğrenmiş.
Kağıttan uçak girişimciliğin sembolü oldu benim için. İnanılmayan, umut beslenmeyen kağıt parçasının yükselişi.
Bembeyaz kağıtlarla dolu bu ülkenin gökyüzünün kağıttan uçaklarla dolmasını diliyorum.
Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 11-12-2009
27
İnsan elemanını askere gönderince de blog yazısı yazar mı demeyin. Yazarmış. 2 yıldan beri yazılım kadromuzda yer alan bir bilgisayar mühendisimizi, Ali Fuat Kurt’u askere yolculuyoruz.
Benim memleketime çok yakın bir yere, Sivas’a gidiyor Ali Fuat bu akşam.
Benim için çok ilginç bir deneyim, kendi ekibimi yönetmeye başlayalı 5. yılım doldu ama ilk kez bir çalışanımı askere gönderiyorum. Biraz da bizim şirkette, mesai bitince herkesin kendi hayatına dönmemesinden kaynaklanıyor. Mesai bitince birlikte yemeğe giden, spor yapan, alışverişe bile mesai arkadaşlarıyla çıkan bir ekip var Desnet’te.
Hatta Ali Fuat’ı bir kez FF Halı Saha maçına bile götürdüm, öyle bir abi-kardeş ilişkimiz vardır.
Hasılı dostlar, zormuş.. Ağlayabilirim diyorum, yok, ağlamayayım en iyisi. Hayırlısıyla gitsin gelsin diyorum.
Şunu da söylemeden edemeyeceğim, böyle pırıl pırıl gençleri bu millet sorgusuz, sualsiz askere gönderiyor, yeri geliyor “Vatan sağolsun” deyip gözündeki yaşı bile içine akıtıyor.. Neyse.. Devam etmeyeyim..!
Neyi hangi yıl yaptım, neyi yaptığımda kaç yaşındaydım, İstanbul’a hangi yıl geldim, hangi yıl para kazandım, hangi yıl kaybettim.. Hiç birini aklımda tutmadığımı görüyorum bugüne geldiğimde.
Çocukluğumdan, çocukluğumun da başladığı yıllardan beri bir şeyi hiç unutmadım : Öğretmenlerimi
Bugün hepsinin sınıflarına sırayla gidip, usulca oturuyorum arka sıralardan birine, onlar derslerini anlatmaya devam ediyorlar, ben dinliyorum, yüzlerine bakıyorum uzun uzun.
Annem olanlar var, ablam olanlar var, babam gibi sevdiklerim var aralarında.
Hepsinin ellerinden binlerce kez öpüyorum. Başımın tacı öğretmenlerim, sizleri hiç unutmuyorum!
Not: Çok sevdiğim bir güzel öğretmenin de öğretmenler gününü kutlarım.
Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 14-11-2009
1
Kardeşim sen iktisatçı mısın?! hikayesini okuduysanız bu son diyaloğu da mutlaka okumalısınız.
İktisatçı da yukarıdakilere soruyor. “Siz yönetim kademesinden misiniz?” “Evet, nereden anladın?” diyor yukarıdakiler.
“Nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz. Bu duruma getiren sizlersiniz. Ama yine de suçlayacak bir başkasını bulabiliyorsunuz.”
Biraz da ben katayım, belki şöyle de diyebilirdi : “Üstelik yüksekte olduğunuz halde ayaklarınızın yere basmaması da bir işaret sayılabilir, sonra bir de sizi yükselten şey de içi hava dolu bir balon!” Biraz acımasız mı oldu ne ?

Posted by Omer Ekinci | Posted in Aktüel, Hayattan hikayeler | Posted on 14-11-2009
14
Üç arkadaş balonla dünya turuna çıkmışlar. Bir kaç hafta sonra, rotayı kaybedip, rüzgarın da etkisiyle savrulmaya başlamışlar.
Bir süre sonra, yere yakın bir bölgede gördükleri adama, içlerinden biri heyecanla sormuş:
- Heey arkadaş şu anda biz neredeyiz?
- Şu anda siz, yerden 30 metre yükseklikte, bir balonun içindesiniz.
- Onu sormak istemedim ya neyse. Demek istiyorum ki bulunduğumuz yer neresi?
- Şu anda altınızda çayırlık bir tarla var. Siz onun tam ortasındasınız ve hava da çok açık durumda…
Yanıtı duyan balondakilerden biri dayanamamış;
‘‘Arkadaş sen iktisatçı mısın?”
- Niye öyle bir tahmin yaptınız?
- Çünkü söylediklerinin hepsi doğru ama hiçbiri işe yaramıyor…

Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 26-10-2009
23
1 senenin kıymetini, sınıfta kalan bilir!
1 ayın kıymetini, erken doğuran kadın bilir!
1 haftanın kıymetini, dergi çıkartan bilir!
1 saatin kıymetini, sevgilisini uğurlamak üzere peronda oturan bilir!
1 dakikanın kıymetini, uçağını kaçıran,
1 saniyenin kıymetini, Ölümden son anda kurtulan,
1 salisenin kıymetini gümüş madalya alan bilir!..

Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 24-10-2009
6
Adamın biri lokantanın camında şöyle bir ilan görür: “İstediğiniz kadar yiyin. Hesabı torununuz ödesin.” Adam bedavayı çok sevdiği için merak edip içeri girer.Bir masaya oturup garsonu bekler. Bir süre sonra garson adam yanına gelir. Adam yemek siparişi vermeden önce merakını gidermek için camda yazan ödeme işinin nasıl olduğunu sorar.
Garson açıklama yapar: “Biz bu işi yüzyıldır yapıyoruz efendim. Daha sonra torununuzu buluyoruz ve yediğiniz yemeğin ücretini torununuzdan tahsil ediyoruz.” cevabını verir. Garsonun açıklaması adamın hoşuna gider.
Oturduğu masada kendisine bir güzel ziyafet çeker. Masasından kalkmak için doğrulacağı sırada garson yanına gelerek önüne tabak içinde bir fatura bırakır. Adam tabii şaşırır: “Bu fatura nedir yahu, hani hesabı torunum ödeyecekti?” diye sorar. Garson adamın yüzüne gülerek şöyle der: “Efendim, hesabı torununuz ödeyecek. Ama bu dedenizin hesabı!”
Aynı şeyi mi düşünüyoruz yoksa?
Dedemizin borcunu ödüyoruz yıllardır.. Ve torunlarımızın bizden alacağı olan, çıplak ayakla basacakları toprağı, temiz havayı, mavi denizi tüketiyoruz..
Neresinden bakarsanız bakın, zarardayız!
Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 19-10-2009
11
Orta yaşını hafif geçkin bir adam bir uçak yolculuğu sırasında ikram edilen yiyeceklerle karnını doyurmaya hazırlanıyormuş. Yanındaki genç, o sırada bal ile tereyağını kızarmış ekmeğe sürmekte olan adama dönmüş.
- ”Yeme onlardan kalbe zarar”
Adam hemen bırakmış elindekileri ve yaslanmış arkasına.
Yolculuğun sonuna doğru adam sormuş gence, “Ne iş yapıyorsun”. Çocuk, “öğrenciyim” demiş. “Peki siz?”
Adam, kartvizitini uzatmış
Prof. Dr. Hüseyin Şenocak
Kardiyoloji Profesörü

Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 10-09-2009
3

Kafesin tepesine bir miktar muz ve muzlara erişebilmek için de bir merdiven konmuştur. araştırmacı kafese bir maymun koyar. Maymun muzlara tırmanmak istediğinde, muzlara ulaşacağı sırada kafese soğuk su fışkırtır ve bir süre sonra maymun muzlara ulaşmaya çalışmayı bırakır. Daha sonra kafese bir tane daha maymun koyar. yine maymunlar muzlara her çıkmak istediğinde yine kafese soğuk su fışkırtır. (Çıkmak isteyen maymun da, çıkmak istemeyen de ıslanır.) İkinci maymun da kısa sürede muzlara ulaşmaya çalışmaktan vazgeçer. Araştırmacı kafese bir maymun daha koyduğunda ise işler biraz değişir. Çünkü üçüncü maymun kafese girdiği gibi muzlara gitmek ister ama diğer iki maymun o bunu her deneyişinde, onu fena şekilde döver. Üçüncü maymun niye dayak yediği konusunda bir fikri olmasa da yukarı tırmanmaya çalışmaktan vazgeçer. Sonra kafese dördüncü bir maymun daha konulur ve o da muza tırmanmaya çalıştığında ilk iki maymun onu dövmeye gider, üçüncü maymun da belki yediği dayaktan ötürü, belki de iç güdüsel olarak onlara katılır ve üçü birlikte dördüncü maymunu döverler ve onu çıkmaktan sonunda vazgeçirirler. Ancak en şiddetli döven maymun üçüncü maymundur.
Araştırmacı ilk koyduğu iki maymunu kafesten çıkartır ve kafese yeni bir maymun koyar. O maymun da klasik olarak muza çıkma isteği üzerine bir dayak yer. üstelik o iki maymun, yeni gelen maymunu, kafese ilk koyulan iki maymundan çok daha şiddetli dövmektedirler. son maymun da neden dayak yediğini anlayamaz. ilginç olan şudur ki aslında dayak atan maymunlar da neden dayak attıklarını bilmiyorlardır.
Deneyin son fotoğrafında; kafesin tepesinde bir miktar muz, muzların önünde bir merdiven ve kafeste de üç maymun vardır. ama bu üç maymun da hiç muzların yanına çıkmaya çalışmaz…”
İşte Türkiye’de bazı sinir uçlarına dokunmanın fotoğrafı. Bir şeyleri düzeltmeye çalışmanın da sonucu bu.