Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 26-07-2010
1
Bir gün yaşlı adam hapisteki oğluna mektup yazar:
“Patates ekmek için tarlanın kazılması gerekiyor.Yaşlı ve hastayım,yapamıyorum.
Yanımda olsaydın ne iyi olurdu…”
Oğlu mektubu okur ama hapistedir. Bu gerçek çaresizlik durumunde yapılacak hiçbir şey yok gibi görünmektedir.
Neyse ki, genç adam bizim gibi düşünmez..
Hemen babasına cevap yazar: “Baba,sakın tarlayı kazma, cesetleri oraya gömdüm!” Polis mahkumun mektubunu okuyunca hemen harekete geçer cesetleri bulmak için tüm tarlayı kazar. Fakat ceset bulamaz!
Birkaç gün sonra yaşlı adam oğlundan bir mektup daha alır.
“Babacığım elimden gelen bu!”..
Sevgili Yurtsan Atakan ın bir tweet‘inden esinlenerek hatırladım bu hikayeyi..


Düşünün ki bir bölgede deprem, sel gibi bir doğal felaket gerçekleşti. Ya da ülkede ekonomik buhran yaşandı. Bu gibi birçok durumda o ülkenin dahil olduğu bölgesel birlik (Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, NAFTA vs.) hemen müdahale eder ve yardımlar akmaya başlar bölgeye.
Çok masum görünmekle birlikte madalyonun öteki yüzüne bakalım gelin. Ticari anlamda çok zekice görünen bir ilginç dolap dönüyor bu aşamada ve gayet legal bir dolap.
Şöyle ifade edeyim, bazı global markalar bu yardımlar kapsamında bölgeye gönderdiği ürünleri seçerken o bölgede ya çok az tüketilen ya da hiç tüketilmeyen ürünleri seçiyor. Yani bir ülkede cola tüketilmiyor ise o bölgeye yardım amaçlı giden erzaklar arasına bir cola markası bol miktarda cola gönderiyor.
Evet, bir ürünü pazarda tutundurmak için ürünün tipine göre örnek ürün (sample) dağıtılması, ürünleri belli noktalarda test ettirilmesi vs. gibi aşamalar pazarlamanın 4P’sinden tutundurmanın adımlarından. Ancak bunun, tüketicinin en çaresiz olduğu anda gerçekleştirilmesi ne derece doğru?
Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 02-06-2010
0
Ders almak iyidir, ama aynı hatayı bilmem kaçıncı kez yapmıyorsanız. Aksi takdirde bu sizin için deneyim olmaktan çıkıyor. Aynı şeyi defalarca yaşamak neye benziyor biliyor musunuz?
Temel ölmüş ve mezar taşına şunu yazdırmış :

Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 20-01-2010
9
Evlenmek ve katlanmak…
Bilgeye sormuşlar; Evlilik nedir?
Şöyle demiş : Eskiden çiftler anlaşınca ve nikah kıyılınca büyük, bahçeli evler tutar, orada yaşarlarmış. Yani bu bir anlamda “ev”lenmekmiş. O nedenle evlenmek denmiş.
Ama şimdilerde insanlar büyük, bahçeli evlere değil apartman katlarına taşınıyor evlendiklerinde. O yüzden evlenmek artık katlanmaktır.

Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 12-01-2010
6
Kağıttan uçak; kendi başına A4 boyutundan ve bembeyaz renginden başka bir şey olmayan, hayatın kendisine biçtiği tek rol bu olan bir kağıdın hikayesiyle başlıyor.
Bu kağıda ne yapılabilir?, Bu kağıt ne yapabilir?.. Üzerine not alınmasından başka, boya kalemlerini hunharca üstüne sürttüren bir çocuğa feda edilmekten ya da “RENKLİ FOTOKOPİ 50 KURUŞ” yazısı basılmaktan başka neye yarar?
Bu kağıt, şans verilmeyen, umut bağlanmayan bu sakin kağıt parçası iken “uçarım ben” deyivermiş, kimseler beklemezken, kendine güvenmek zorunda olduğunu öğrenmiş.
Bir de bakmış ki herkes, kağıt parçası uçuyor.. Mırıldanmışlar, “Biliyorduk zaten uçacağını, helal be!, belliydi bir gün uçacağı”..
Kağıttan uçak, kağıtken uçabilmeyi, uçarken şaşırtmayı öğrenmiş.
Kağıttan uçak girişimciliğin sembolü oldu benim için. İnanılmayan, umut beslenmeyen kağıt parçasının yükselişi.
Bembeyaz kağıtlarla dolu bu ülkenin gökyüzünün kağıttan uçaklarla dolmasını diliyorum.
Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 11-12-2009
27
İnsan elemanını askere gönderince de blog yazısı yazar mı demeyin. Yazarmış. 2 yıldan beri yazılım kadromuzda yer alan bir bilgisayar mühendisimizi, Ali Fuat Kurt’u askere yolculuyoruz.
Benim memleketime çok yakın bir yere, Sivas’a gidiyor Ali Fuat bu akşam.
Benim için çok ilginç bir deneyim, kendi ekibimi yönetmeye başlayalı 5. yılım doldu ama ilk kez bir çalışanımı askere gönderiyorum. Biraz da bizim şirkette, mesai bitince herkesin kendi hayatına dönmemesinden kaynaklanıyor. Mesai bitince birlikte yemeğe giden, spor yapan, alışverişe bile mesai arkadaşlarıyla çıkan bir ekip var Desnet’te.
Hatta Ali Fuat’ı bir kez FF Halı Saha maçına bile götürdüm, öyle bir abi-kardeş ilişkimiz vardır.
Hasılı dostlar, zormuş.. Ağlayabilirim diyorum, yok, ağlamayayım en iyisi. Hayırlısıyla gitsin gelsin diyorum.
Şunu da söylemeden edemeyeceğim, böyle pırıl pırıl gençleri bu millet sorgusuz, sualsiz askere gönderiyor, yeri geliyor “Vatan sağolsun” deyip gözündeki yaşı bile içine akıtıyor.. Neyse.. Devam etmeyeyim..!
Neyi hangi yıl yaptım, neyi yaptığımda kaç yaşındaydım, İstanbul’a hangi yıl geldim, hangi yıl para kazandım, hangi yıl kaybettim.. Hiç birini aklımda tutmadığımı görüyorum bugüne geldiğimde.
Çocukluğumdan, çocukluğumun da başladığı yıllardan beri bir şeyi hiç unutmadım : Öğretmenlerimi
Bugün hepsinin sınıflarına sırayla gidip, usulca oturuyorum arka sıralardan birine, onlar derslerini anlatmaya devam ediyorlar, ben dinliyorum, yüzlerine bakıyorum uzun uzun.
Annem olanlar var, ablam olanlar var, babam gibi sevdiklerim var aralarında.
Hepsinin ellerinden binlerce kez öpüyorum. Başımın tacı öğretmenlerim, sizleri hiç unutmuyorum!
Not: Çok sevdiğim bir güzel öğretmenin de öğretmenler gününü kutlarım.
Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 14-11-2009
1
Kardeşim sen iktisatçı mısın?! hikayesini okuduysanız bu son diyaloğu da mutlaka okumalısınız.
İktisatçı da yukarıdakilere soruyor. “Siz yönetim kademesinden misiniz?” “Evet, nereden anladın?” diyor yukarıdakiler.
“Nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz. Bu duruma getiren sizlersiniz. Ama yine de suçlayacak bir başkasını bulabiliyorsunuz.”
Biraz da ben katayım, belki şöyle de diyebilirdi : “Üstelik yüksekte olduğunuz halde ayaklarınızın yere basmaması da bir işaret sayılabilir, sonra bir de sizi yükselten şey de içi hava dolu bir balon!” Biraz acımasız mı oldu ne ?

Posted by Omer Ekinci | Posted in Aktüel, Hayattan hikayeler | Posted on 14-11-2009
14
Üç arkadaş balonla dünya turuna çıkmışlar. Bir kaç hafta sonra, rotayı kaybedip, rüzgarın da etkisiyle savrulmaya başlamışlar.
Bir süre sonra, yere yakın bir bölgede gördükleri adama, içlerinden biri heyecanla sormuş:
- Heey arkadaş şu anda biz neredeyiz?
- Şu anda siz, yerden 30 metre yükseklikte, bir balonun içindesiniz.
- Onu sormak istemedim ya neyse. Demek istiyorum ki bulunduğumuz yer neresi?
- Şu anda altınızda çayırlık bir tarla var. Siz onun tam ortasındasınız ve hava da çok açık durumda…
Yanıtı duyan balondakilerden biri dayanamamış;
‘‘Arkadaş sen iktisatçı mısın?”
- Niye öyle bir tahmin yaptınız?
- Çünkü söylediklerinin hepsi doğru ama hiçbiri işe yaramıyor…

Posted by Omer Ekinci | Posted in Hayattan hikayeler | Posted on 26-10-2009
23
1 senenin kıymetini, sınıfta kalan bilir!
1 ayın kıymetini, erken doğuran kadın bilir!
1 haftanın kıymetini, dergi çıkartan bilir!
1 saatin kıymetini, sevgilisini uğurlamak üzere peronda oturan bilir!
1 dakikanın kıymetini, uçağını kaçıran,
1 saniyenin kıymetini, Ölümden son anda kurtulan,
1 salisenin kıymetini gümüş madalya alan bilir!..
