En son ne demis?...

  •  

Üniversite Öğrencilerine : Stajdan faydalanmanın 20 altın kuralı

Posted by Omer Ekinci | Posted in Fikirler | Posted on 21-06-2010

5

Üniversite Öğrencilerine : Stajdan faydalanmanın 20 altın kuralı

20 altın kural serisine devam ediyoruz. Daha önce biliyorsunuz Kulüp etkinliği düzenlemenin altın kurallarını yazmıştım. Hazır staj dönemi de gelmişken sırada stajdan en yüksek verimi elde etmenin yolları var. Kurallar arasına yazmaya gerek bile görmediğim bir ön-kural var ki o da asla ve asla naylon staj yapmamak gerektiği.

Gelelim kurallarımıza;

  1. Staja giderken abartısız ama çok şık ve sade giyinin. Anahtar kelime “zerafet”
  2. Çok heyecanlı görünmemeye çalışın. Sanki yıllardır çalışıyormuş gibi profesyonel bir profil çizmeye çalışın.
  3. Yeni iş yerinizde karşınıza çıkan herkesi çok hoş bir gülümsemeyle karşılayın. Mutlaka herkese “günaydın” / “iyi akşamlar” demeyi unutmayın. Ve unutmayın sadece kendi departmanınızın değil tüm şirketin ya da kurumun gözüne girmelisiniz. ,
  4. Tanıştığınız herkesle tokalaşın, gerçek bir iş insanı gibi ve profesyonelce tokalaşın. Karşınızdakine güven verin ve gülümseyin, adınızı ve oranın yeni stajyeri olduğunuzu söyleyin ve duyduğunuz ismi asla unutmayın.
  5. Çok şirin ve sempatik olmaya çalışmayın, 10 bugs bunny gücünde sempatikliğiniz bile olsa çok fazla şaka – espri yapmayın. Yerli yerinde konuşun yerli yerinde espri yapın.
  6. Sizi normal bir iş insanından ayıran en önemli özelliğin yaş farkı olduğunu unutmayın ve sizi tanıyan herkesin sizin için “Yaşından çok daha olgun” demesini sağlayın.
  7. Erkekseniz kot pantolon ve tişörtle değil en azından gömlekle gitmeye gayret edin. Smart casual giyim tarzını benimseyebilirsiniz örneğin. Bayansanız saçlarınız Rapunzel gibi ortalığa saçılmasın :) Dertli olmak istemiyorsanız derli toplu olun :)
  8. Emin olun şirkette hiçbir üstünüz, hiçbir şefiniz size “takmaz”! Kimse sizin kendisinin yerini alacağından  korkmaz emin olun onlar kimleri kimleri eskitmiştir kim bilir :) O nedenle onlarla aranızın iyi olmamasına bahane olarak “Şef bana taktı!” gibi bir bahane komik olacaktır. Siz iyisi mi aranızı iyi tutun.
  9. Staj kelimesini staj dosyasını imzalattığınız andan itibaren unutun. Orası sizin iş yeriniz ve sizin de ekmek tekneniz. Farz edin ki başbakanımızın sözünü dinlediniz ve evde 3 tane yavrunuz ekmek bekliyor. Bu denli ciddiyetle ve gemileri yakmış bir şekilde o şirketten maksimum faydayı çıkartmaya çalışın.
  10. Yine 3 çocuğun evde sizden para beklediğini hatırlayın ve sakın ama sakın size verilen işi beğenmemezlik yapmayın. Temizlik de yapmanız gerekebilir fotokopi çekmeniz de.. Asla ama asla iş seçmeyin, ne iş verilirse verilsin kendinizden emin bir şekilde ve sanki verilen iş “dünyayı kurtarmakmışçasına” ciddiyetle yaklaşın. Emin olun o gülümseyerek kabul ettiğiniz her iş size referans olarak geri dönecektir.
  11. Staj bitsin de kurtulayım diyorsanız yanlış yerdesiniz. O staj yerine her gün sonsuza kadar çalışacakmışsınız gibi bir enerjiyle gitmezseniz o şirket de sizin için “bitse de gitse” der.
  12. Şirketin enerji kaynağı olmaya çalışın (Ama kural 5′i de unutmayın şaklabanlıkla değil hızınızla, enerjinizle ve güler yüzünüzle enerji kaynağı olun)
  13. İnsanlara görev ve yetkisine göre değişen oranlarda değil herkese eşit ve en üst düzeyde saygı gösterin. Kimin yarın ne olacağı belli olmaz. Gerçi bu kurallar iyi ve erdemli insan olmanın kuralları her şeyden önce ve hedef de zaten iyi stajyer olmaktan öte iyi ve erdemli insan olmak ama yine de bu kuralların stajda da çok işinize yarayacağını söylemek isterim.
  14. Verilen her işe +1 kuralıyla yaklaşın. 1 saatte bitirilmesi gereken işe kendi +1 inizi katın ve 50 dakikada bitirin. Kendi bardağınızı mutfağa götürürken iş arkadaşlarınızın bardaklarını da götürün. Eliniz aşınmayacak emin olun :) Ama + puan alacaksınız. Her işi “biraz daha iyi” yapın. Bu sizi toplamda “çok daha iyi” yapar.
  15. Sizden başka stajyerler varsa belli etmeden onlarla rekabet edin. Onlardan daha iyi olmaya gayret edin. Unutmayın şefe hangi stajyerin en iyi olduğu sorulduğunda verilen cevabı staj dönemindeki performansınızla siz belirliyorsunuz. Bu cevap siz olmaya çalışın. Bu arada diğer stajyerlerle gizli rakip olmakla birlikte açıkça arkadaş olmayı da unutmayın.
  16. Asla ve asla staj yerinde özel telefonunuzla uğraşmayın. Mesajlaşmayın, uzun telefon görüşmeleri yapmayın. Hele hele şirketin telefonunu sakın kullanmayın.
  17. Yaptıklarınızı ballandıra ballandıra, bire bin katarak anlatmayın. Siz sadece iyi çalışın. Şefiniz ya da patronunuz zaten sizin neler yaptığınızı görecektir. Yaptıklarınızı gözlerine sokmanız ise antipatik durabilir.
  18. Sadece verilen işi yapmayın, sizin gözünüzle her şeyin nasıl çok daha iyi olabileceğinize dair fikirler oluşturup uygun bir dille şefinize sunun. Ama bunu da abartmadan yapın  :)
  19. Ara sıra şefinize çalışmanızdan memnun olup olmadığını sorun ve kusurunuz olursa söylemesini ve doğruyu göstermesini rica edin. Eleştiriyle beslenen çalışanları herkes sever. Onlar da “nasılsa 3 günlük stajyer” gözüyle bakmayıp sizi stajyer gibi değil kalıcı çalışan gibi görürler.
  20. Ve final! Zamanlamaya çok önem verin. Asla geç kalmayın, işten erken çıkmayın, çok acil durumlar dışında izin istemeyin. Staj yerini hayat boyu size kapıları açık bir iş alternatifi haline getirmeden stajınızı bitirmeyin.

Stajınızda başarılar.

1- Çok şık ama abartıya kaçmadan giyineceksin
2- Çok heyecanlı gözükme sanki yıllardır çalışıyormuş gibi profesyonel görün
3- Çok hoş bir gülümsemeyle karşıla herkesi.
4- Tanıştığın herkesle tokalaş ve gülümse, adını söyle ve duyduğun adı asla unutma.
5- Çok şaka – espri yapma yerli yerinde konuş yerli yerinde espri yap.
6- Yaşından daha olgun davran
7- Ne istediğini bilen biri olduğunu hissettir.

Memet Ali ve Erman Hoca mavi yakalıların sonunu mu getirecek?

Posted by Omer Ekinci | Posted in Aktüel, Fikirler | Posted on 08-04-2010

9

Memet Ali ve Erman Hoca mavi yakalıların sonunu mu getirecek?


Otomasyon çözümleri geliştiren bir sektörde 5. yılını doldurmak üzere olan biri olarak açıkça söyleyebilirim ki fabrikasındaki insansız otomasyonuyla övünen bir şirketin reklamını izledim ve tüylerim diken diken oldu.

  • “Burası bir boru fabrikası.”
  • “Şu anda tam kapasiteyle üretim yapılıyor.”
  • “Ama ortada hiç insan göremiyorum.”
  • “Bunun adına otomasyon diyorlar.”
  • “Yani sıfır insan hatası.”

Bu cümleleri bir dönem Ayşe Özgün’ün, Uğur Dündar’ın üstlendiği tesis gezerek güvence veren memleketin sözüne itimat edilir abisi-ablası konseptinin yeni jönü Erman Toroğlu sarf ediyor.

Reklam filmini izleyelim, sonra devam edelim.

Sizce otomasyon sistemleri insan gücünü ortadan kaldırmak için mi vardır?

Diğer yandan İş Bankası Memet Ali Alabora’lı Bankamatik reklamını hatırlayalım.  “Bizde hiç insan çalışmıyor” vurgusu ile çekilen bu reklamı da izleyelim

Şimdi gelelim sonuca. İki soru geliyor aklıma

  1. Otomasyon sistemleri insanların daha verimli, daha az hata ile çalışmasını mı sağlar?
  2. İnsandan, insanın yerine geçecek robotlar ve bilgisayarlara doğru bir geçiş midir?

Erman Toroğlu’nun reklamının sonuna dikkat ettiniz mi? Erman Toroğlu “Bu gala daşlı gala” türküsünü okurken arkasındaki mavi önlüklü adamlara?

Kim o adamlar sizce? Evet, evet.. O adamlar işçiler, az önce Erman Toroğlu’nun fabrikada hiç birini görmediği için bunu bir başarı addettiği işçiler.

Duygusal baktığımı düşünebilirsiniz.  Gelecekte işler değişecek, belki mavi yakalı kavramı ortadan kalkacak.

Ama o zaman da insanın aklına şu soru gelmiyor değil.

İnsan nüfusu sürekli artarken, üstüne işsizlik sürekli artarken, bir de üstüne fabrikalarda otomasyon sistemleri artıp mavi yakalılar azalırken…

Sizce nereye varacak bu denklemin sonu?

Baba, oğul ve eşek hikayesi

Posted by Omer Ekinci | Posted in Aktüel, Fikirler | Posted on 05-03-2010

3

Baba, oğul ve eşek hikayesi

Bir gün baba-oğul ve eşekleri yola çıkarlar. Baba biner eşeğe çocuk da yürür ardı sıra.Biri çıkar önlerine:

-Utan be adam ! Koca adam eşeğe binip çocuğunu yürütüyorsun!

Adam düşünür ve utanır, doğru , der ve iner , oğlunu bindirir eşeğe . Bir başkası çıkar önlerine:

-Ayıp! Ayıp ! Yaşlı baban yürüyor sen eşeğe biniyorsun !

Baba – oğul düşünürler birlikte binerler bu kez. Ama o da ne?

-         Be vicdansızlar ! Bu sıcakta eşeğe iki kişi binip canını mı alıcaksınız? Yazıklar olsun.

Bu kez baba-oğul birbirlerine bakar ve eşeğe ikisi de binmez.Ama bir başkası bu kez:

-       “ Enayiler ,  eşek bomboş gidiyor bunlar yürüyor” demez mi?

Baba der ki oğluna :

-Oğlum öyle yaptık olmadı , böyle yaptık olmadı , sen bacaklarından tut , ben de başından biz onu taşıyalım…

Sırtlarına alırlar eşeği, düşerler yola. Ama bu kez bir  başkası dikilir karşılarına.

-         Şunlara bakın! Eşek onları taşıyacağına , onlar eşeği taşıyor ! deyip basınca kahkahayı baba ve oğul bakakalırlar ardından adamın.

İnsanları memnun etmek zor değil.. Çünkü imkansız! Herkesi mutlu etmeye çalışırsanız, ne mutlu olabilirsiniz, ne de kimseye yaranabilirsiniz.

O yüzden en baştan kendi doğrunuzu ortaya koyacaksınız, o sizin rotanız olacak, ötesine hiç bakmayacaksınız..

Bugünlerde o kadar sık aklıma geliyordu ki bu hikaye, yazmadan edemedim..

Reklamda zeka parıltısı..

Posted by Omer Ekinci | Posted in Fikirler | Posted on 04-03-2010

3

Reklamda zeka parıltısı..

Çok uzun yazmaya gerek var mı? Reklam konuşuyor zaten

Dünyayı düzeltmenin formülünü öğrenmek ister misiniz?

Posted by Omer Ekinci | Posted in Fikirler | Posted on 01-03-2010

1

Dünyayı düzeltmenin formülünü öğrenmek ister misiniz?
Bir haftanın yorgunluğundan sonra baba Pazar sabahı kalkmış eline gazetesini almış ve akşama kadar oturup dinlenecek olmanın keyfini çıkartmaya başlamış. Ama baba bunları düşünürken oğlu yanına gelerek kendisini parka götürmek için geçen hafta söz verdiğini hatırlatmış. Canı hiç dışarıya çıkmak istemediği için bir bahane bulup evde oturayım , dinleneyim diye düşünmüş. Birden gazetenin promosyon olarak verdiği dünya haritası gözüne ilişmiş. Bu haritayı hemen parçalara ayırmış ve oğluna uzatmış;

Bu haritayı birleştirebilirsen hemen gidelim parka” demiş.
Ardından da içinden derin bir oh çekmiş;
Dünyanın coğrafya profesörlerinden birini getirsen yine de toplayamaz. Bunu iyi akıl ettim” diyerek sevinmiş.
Aradan 10 dakika geçmeden çocuk koşarak babasının yanına gelmiş. “Baba haritayı düzelttim, parka gidebiliriz” demiş.
Adam önce inanmamış ve görmek istemiş. Görünce de şaşırarak nasıl yaptığını sormuş. Çocuk demiş ki;
Bana verdiğin haritanın arkasında insan resmi vardı…
İNSANI DÜZELTİNCE DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELDİ...”

Sosyal Medya ne DEĞİLdir? Markalar sosyal medyayı nasıl kullanMAMALI?

Posted by Omer Ekinci | Posted in Fikirler | Posted on 17-02-2010

1

Sosyal Medya ne DEĞİLdir? Markalar sosyal medyayı nasıl kullanMAMALI?

Sosyal medya nedir sorusunun cevabını verebilecek zaten birçok uzman var. Bu kişiler yıllardır hem internetin hem de internetin sosyal yapıların içindeler.

Ama şu konuda bir gözlemci ve kullanıcı olarak konuşabilirim : Sosyal medya ne değildir? Bununla ilgili biraz düşündüm son birkaç günde. Çünkü ben hem bir sosyal ağ kullanıcısıyım hem de markaları sosyal medyada bulunan bir işletmeciyim.

Şu ana kadar olumlu görüş bildirdiğim ve bu görüşlerimi yazıya döktüğüm markalara bakıyorum “Pegasus Havayolları (Ali Sabancı), DeFacto vs.” bu markalarla ne tanışıyordum, ne de yazıyı takiben tanıştım. Ama çok güzel bir ürün/hizmet görünce bunu doğal olarak paylaşmak istiyorum. İşte markanın sosyal medyadaki olumlu yüzü bu olmalı.

Gel gelelim, hakkında olumsuz geribildirimler bir markanın, o kullanıcının sorununu çözmesi yetmiyor. 4. Buluştrend’de katılımcılardan birinden şöyle bir cümle işittim. “X şirketine 10 gün boyunca ulaşmaya çalıştım, yaptıkları büyük hatayı bırakın çözdürmek, ifade etmek için bile bir yetkili bulamadım. Ama twitter’a bir tweet gönderdim bu sorunla ilgili “ŞAK” diye sorunumu çözdüler.”

Ne oldu şimdi? Bu kişinin sorunu çözüldü, o da sosyal medyada bu sorununun çözüldüğünü ve bu yüzden markaya teşekkür ettiğini yazdı. Marka bu konuda herhangi bir adım attı mı? “Bakınız arkadaşlar 10 gün boyunca bize ulaşamayan müşterilerimiz var, bu insanlar sosyal medyada olmayabilir, dolayısıyla seslerini duyuramayabilir, onların bize ulaşmasını kolaylaştıralım, call center’ımızı gözden geçirelim.” diyor mu? Hayır..

Mahalle kültüründe “abiyi çağırmak” kavramı vardır,  çocukluğunuzdan hatırlayın. Dayak yiyen çocuklardan bazılarının kimsesi yoktur, dayağı yer oturur. Bazıları da abisini çağır ve bunun hesabını sorar. O çocuğa da bir daha dokunulmaz.. Gariban çocuğa dayak devam eder..

Kısa vadeli ve kısır çözümler için markaların anlık çözümler bulmayı ve “aman onun blog’u var, şimdi yayar mayar, neme lazım çözelim işini” zihniyetini bırakması gerekiyor. Bu işi en doğru ve iyi şekilde yapan markalar vardır mutlaka, onlar müstesna.

Ama ben cep telefonum bozulduğunda ve KVK da sorun yaşadığımda Tüketici Hakları’na, kanunlara ya da firmaya değil blog’uma güveniyorsam, bir sorun var demektir.

Markalar doğal sürece bırakmalı. Sosyal medyayı etkin kullanmak için bence önce “gözlem yapmalı”. Yaptığı gözlemin sonucunu da tüm müşterilerine yansıtabilmeli, sadece abisi olanlara değil!

Bizim çırak öğrenmiş, anasına da öğretmiş!

Posted by Omer Ekinci | Posted in Aktüel, Fikirler | Posted on 27-12-2009

8

Bizim çırak öğrenmiş, anasına da öğretmiş!
Yoksul kadın yıllardır boş gezip, işsiz güçsüz dolaşan  oğlunu bir zanaat öğrensin diye  bakırcının yanına çırak vermiş.
Çocuk beş altı gün işe gidip gelmiş, yedinci gün, sekizinci gün dokuzuncu gün yok. Usta acaba hasta mı oldu, yoksa başına bir iş mi geldi diye merak etmiş, çocuğun evine gitmiş, kapıyı çalmış…
Kapıyı açan çocuğun annesi ustayı karşısında görünce, “Hayrola usta, bir şey mi var, ne oldu niye geldin?” diye sormuş…
Usta, “Senin oğlanı, yani bizim çırağı merak ettim, ne oldu niye işe gelmiyor” deyince, kadının hareketleri birden değişmiş, biraz gururla karışık cevap vermiş, “Bizim oğlan artık işi öğrendi, yakında kendisine dükkan açacak”.
Usta şaşırmış, “Neee işi mi öğrendi, hayret, nasıl öğrendi, demek bir ömür boyu hala tam olarak öğrenemediğim  bu zanaatı, senin oğlun beş altı günde öğrenmiş öyle mi?” diyerek şaşkınlığını ifade etmiş…
Kadın, kendinden emin bir şekilde, “He ya demiş, bakırı döversin, döversin, kenarlarını bükersin, al sana tepsi, ne var ki bunda?” demiş…
Usta şaşkın şaşkın bakmış ve elini dizine vurmuş, “Vay canına, bizm çırağa bak, kendi öğrenmekle kalmamış, anasına da öğretmiş” diyerek, dükkanına dönmüş…

Sevgili Deniz Coşkun‘un bir girdisi aklıma bu eski hikayeyi getirdi. Zaten buyüzden değil mi her gün bilmediği işe kalkışan yüzlercesi üç günde boyunun ölçüsünü alıp bir başka işe dalıyor.

Bedava peynir sadece fare kapanında olur

Posted by Omer Ekinci | Posted in Aktüel, Fikirler, Sözler | Posted on 03-11-2009

3

Bedava peynir sadece fare kapanında olur

Kazanmak için çok çaba göstermek, delice bir tutkuyla yaptığın işe sarılmak ve uzunca bir süre o işin üzerinde istikrarlı bir grafik çizmek gerekir.

Gerçek kazanma budur.

Kısa  yoldan, kestirmeden zengin olmak için yapacağınız tek şey, fare kapanına girmek..

mouse-trap-cheese

Sakın bana Edison’un dayıoğlunun adını bilmediğinizi söylemeyin!

Posted by Omer Ekinci | Posted in Aktüel, Fikirler, Yeni trendler | Posted on 02-11-2009

21

Sakın bana Edison’un dayıoğlunun adını bilmediğinizi söylemeyin!

“Yumruk yaptığınızda eliniz kapalıdır kimseye bir şey veremediğiniz gibi, bir şey de alamazsınız. ” Azim Jamal

“Almak”, “Vermek”..İnteraktivite bu değil mi zaten? Bütün internet sitelerinde “paylaş” butonunu neden görüyoruz sık sık? Bilgiyi saklayarak, saklanan bilgiye ulaşamayarak, geleceğe nasıl ulaşılabilirdi ki zaten?

Elinizi uzatın karşınızdakine, bol bol el sıkışın, alana el uzatın, satana el uzatın, üretene el uzatın, geliştirene el uzatın, başarana el uzatın, kaybedene el uzatın. Toplumun ve ekonominin her kesimiyle temasta olun, ne iş yapıyor olursanız olun, “üretin”.

thomas_edison

Üretmenin bir diğer anlamı da vermek. Üretmek günümüz Türkiye’sinde yapılacak en kolay şey. Çünkü bütün icatlar sorunlar çare ararken ve çaresiz kalındığında bulunmuştur. Türkiye’de çözülecek sorun aramanıza gerek yok ki, sokağa adım attığınız anda sorunlar “beni çöz, beni çöz” diye gözlerinizin içine bakacak.

İcat dediysek, ampulü bulmaktan, radyoyu keşfetmekten ya da ateşi bulmaktan bahsetmiyoruz. Bir keşiften sonra edilen şu sözü mutlaka duymuşsunuzdur : “Artık keşfedilecek yeni bir şey kalmamıştır”.

Ama üretmek, icat etmek bitiyor mu? Bitti mi? Kesinlikle hayır!

Sorunların üzerine giderken önümüze bir çok soru koyacaklar.

  • Memleketi sen mi kurtarıcan?
  • Milyarlarca insanın aklına gelmedi, senin aklına geldi mı geldi ?
  • Dünyada bir örneği/benzeri var mı bu fikrin? Dünyada örneği yoksa işe yaramaz
  • Dayının oğlu Maliye Bakanlığı’na girdi, evini dizdi, evlendi, sen hala başımıza “icat” çıkarıyorsun.

Emin olun dayınızın oğlu Maliye Bakanlığı’nın personel dosyası ve SSK beyannameleri dışında bu dünyada hiçbir iz bırakamayacak.

ampul-resimleri

Bir dostunuz var mı?

Posted by Omer Ekinci | Posted in Fikirler | Posted on 13-10-2009

2

Bir dostunuz var mı?

Bernard Shaw, Pygmalion oyununun galası icin Winston Churchill’e bir davetiye gönderir ve klasik İrlandalı alaycılığı ile şu notu da ekler:

“Davetiye iki kişiliktir. Bir dostunuzu da getirin eğer varsa”

Churchill bunun üzerine bu yıldızının hiç barışmadığı ama görüşmekten de kendini alıkoyamadığı Bernard Shaw’a şu notu gönderir:

“Galaya değil ama ikinci oyuna gelirim tabii sahnelenirse”