Son dönemde ilişkiler üzerine odaklanmış durumdayım. İnsan öyle kompleks bir varlık ki zannediyorum 80 sene gibi bir sürede bu konuda uzmanlaşabileceğim.

İnsanlar neden kavga eder? Neden anlaşamaz? Neden gül gibi geçinip giderken yuvayı/işi/ortaklığı bozar?

Düdüklü tencereye benziyor ortaklıklar. Aynı kabın içinde işlerin stresiyle kaynadıkça kaynıyor. Her bir ufak detay, her bir kriz, her bir yanlış anlama biraz daha kaynatıyor tencereyi.

İşte bu tencerenin bir basınca geldikten sonra patlaması çok normal.

Bu patlama 2 şekilde tezahür edebilir.

  • Birlikteliğin nihayetlenmesi
  • Kavga edilip içlerin dökülerek devam edilmesi

Eşler için de bu geçerli. Arada kavga etmenin hiçbir zararı yok, kavgada söylenenleri de kavga haline yormak gerek.

Neden özellikle kavga kelimesini seçtim?


Çünkü her ne kadar yerine süslü kelimeler koymaya çalışsak da doğrusu bu. Bizim gibi duygularıyla yaşayan toplumların gerçeğidir bu. Her şeyi en uç noktalarında yaşarız biz. Sevmeyi de, kavgayı da ..

Kavga eden çiftler mi mutludur sizce yoksa hiç kavga etmeyen bir çift mi?

Bence kesinlikle kavga edenler. Kavga etmek akarsuya, kavgasız bir ortam da bir göle benziyor. Sizce hangisi durağan ve sıkıcıdır? Hangisi yosunlanır? Elbette göl!

Arada düdüklünün düdüğünü açıp havasını boşaltmak lazım. Arada içimizdekileri dökmek lazım. İçimize atınca patlaması çok daha kötü oluyor zira..

Ama kurallar olmadan olmaz

  • Karşınızdakine saygıyı elden bırakmadan,
  • (Kavgayı bile) Planlı-programlı,
  • İnsanların içinde asla!
  • Kesip atmadan, kavga ederken bile yapıcı.
  • Karşınızdakinin kıymetini aklınızdan çıkartmadan.


Bugün Marmara Üniversitesi Kariyer ve Gelişim Kulübü’nün organize ettiği Galeyana Gelir misiniz? etkinliğindeydim.

Birbirinden değerli dört konuşmacı (Nadir Güllü, Taner Özdeş, Baybars Altuntaş ve farklı saatlerde orada bulunduğumuzdan dolayı tanışma olanağına erişemediğim Sayın Engin Oytaç) arasında orada konuşmacı olmak benim için de çok güzeldi.

Bu konferansta ilk defa İnanmak Başarmanın Tamamıdır sunumumu gerçekleştirdim. Diğer sunumlarımın aksine bu sunumumu Slideshare hesabıma yüklemeyeceğim. Bu sunumu izlemek isteyenler canlı canlı izleyebilecekler.

Bundan sonraki dönemde “İnanmak ve Haddini bilmemek” teması üzerinden ilerlemeyi düşünüyorum bir süre için..

Bu fotoğraf da bana çok anlamlı ve değerli geldi.. Paylaşmadan edemedim.

“Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz”

Ne birbirimize bir adım gelebildik..

Ne tanış olabildik…

Ne işleri kolay kılabildik..

Ne sevmeyi becerebildik doğru düzgün

Ne de sevilebildik

Ama tek kural bozulmadı

Son kural.. bozulmadı..

Dünya kimseye kalmadı..

Affet Bizi Yunus..

 

‘Gitme’ diyebilecek kadar güçlü olmalı insan hayatta. ‘Çünkü hiç kimse, kaybettiklerini unutabilecek kadar güçlü değil aslında’. V. Hugo
Gitme… Gitme…. Gitme…!

Bir telefon :

- Ömer Abi bir projem var, görüşebilir miyiz? Sizin fikirlerinize ihtiyacım var.
- Tabii..

Görüşme:

- Ömer Abi bir projem var, dünyayı yerinden sallayabilecek bir şey, ben %100 inanıyorum kesinlikle tutacak. Ama projem çalınacak diye de çok korkuyorum. Yardımcı olur musun?
- Tabii  yardımcı olurum, öncelikle fikir nedir?
- Abi diyorum ya, çok gizli diye!  Söyleyemem
- …………….. ??!!

Maalesef  böyle bir dünya yok. Hem karşınızdakine güvenmeyeceksiniz, hem de ondan projenizin tutmasını sağlayacak fikirler isteyeceksiniz. Hadi fikriniz beni ilgilendirmiyor, merak da etmiyorum diyelim, teknik olarak zaten imkansız fikri bilmeden o fikre yön ve form vermeye çalışmak.

Önce kendinize güvenin, sonra projenize güvenin, sonra oturun o projeyi dökümante edin,  sonra güvendiğiniz kişilere bu projeyi açın, illa tüm bilgileri fora etmenize gerek yok, ama fikir ve çözüm üretebileceği kadarını anlatın, bol bol istişare edin, sorun, soruşturun, araştırın.

Fikir hiçbir şey değil aslında. Ne Youtube ilk video sitesi, ne Google ilk arama motoru.. Yeter ki siz o projeyi yapacak en doğru kişi olun

Fikre değil, kendinize güvenin.

Tabii bir de unutmayın, kimse kendisinden projesini gizleyen, potansiyel hırsız muamelesi yapan birine yardım etmek istemez :)

Ben bu duruma Erol Büyükburç Sendromu diyorum. Zira bu sendroma ismini veren değerli sanatçı geçenlerde şöyle bir habere konu oldu.

1960′lı ve 70′li yıllarda Türk Pop Müziği’nin en ünlü erkek solisti olan Erol Büyükburç, gazeteci Bilal Özcan’ın Kanaltürk’te yayınlanan programında ‘spermlerinin çalındığını’ açıkladı.

Büyükburç, Bilal Özcan’a kızlarını saydıktan sonra “Belki daha çok çocuğum vardır. Benim zekâ düzeyimin yüksek olduğunu düşünen ajanlar peşime takıldı, senelerce sperm almak için uğraştılar ve aldılar” dedi.

Büyükburç, kendisinden sperm çalan kadınların başka ülkelerin ajanı olabileceğini kaydederek şöyle konuştu, “Bu olayların 4-5 sene içinde olduğunu düşünüyorum. Bunların birçok memleketten olduğunu biliyorum. Belki benim IQ’mu gördüler ona yönelik olarak yapmış olabilirler.”

Anlayana :)

20 altın kural serisine devam ediyoruz. Daha önce biliyorsunuz Kulüp etkinliği düzenlemenin altın kurallarını yazmıştım. Hazır staj dönemi de gelmişken sırada stajdan en yüksek verimi elde etmenin yolları var. Kurallar arasına yazmaya gerek bile görmediğim bir ön-kural var ki o da asla ve asla naylon staj yapmamak gerektiği.

Gelelim kurallarımıza;

  1. Staja giderken abartısız ama çok şık ve sade giyinin. Anahtar kelime “zerafet”
  2. Çok heyecanlı görünmemeye çalışın. Sanki yıllardır çalışıyormuş gibi profesyonel bir profil çizmeye çalışın.
  3. Yeni iş yerinizde karşınıza çıkan herkesi çok hoş bir gülümsemeyle karşılayın. Mutlaka herkese “günaydın” / “iyi akşamlar” demeyi unutmayın. Ve unutmayın sadece kendi departmanınızın değil tüm şirketin ya da kurumun gözüne girmelisiniz. ,
  4. Tanıştığınız herkesle tokalaşın, gerçek bir iş insanı gibi ve profesyonelce tokalaşın. Karşınızdakine güven verin ve gülümseyin, adınızı ve oranın yeni stajyeri olduğunuzu söyleyin ve duyduğunuz ismi asla unutmayın.
  5. Çok şirin ve sempatik olmaya çalışmayın, 10 bugs bunny gücünde sempatikliğiniz bile olsa çok fazla şaka – espri yapmayın. Yerli yerinde konuşun yerli yerinde espri yapın.
  6. Sizi normal bir iş insanından ayıran en önemli özelliğin yaş farkı olduğunu unutmayın ve sizi tanıyan herkesin sizin için “Yaşından çok daha olgun” demesini sağlayın.
  7. Erkekseniz kot pantolon ve tişörtle değil en azından gömlekle gitmeye gayret edin. Smart casual giyim tarzını benimseyebilirsiniz örneğin. Bayansanız saçlarınız Rapunzel gibi ortalığa saçılmasın :) Dertli olmak istemiyorsanız derli toplu olun :)
  8. Emin olun şirkette hiçbir üstünüz, hiçbir şefiniz size “takmaz”! Kimse sizin kendisinin yerini alacağından  korkmaz emin olun onlar kimleri kimleri eskitmiştir kim bilir :) O nedenle onlarla aranızın iyi olmamasına bahane olarak “Şef bana taktı!” gibi bir bahane komik olacaktır. Siz iyisi mi aranızı iyi tutun.
  9. Staj kelimesini staj dosyasını imzalattığınız andan itibaren unutun. Orası sizin iş yeriniz ve sizin de ekmek tekneniz. Farz edin ki başbakanımızın sözünü dinlediniz ve evde 3 tane yavrunuz ekmek bekliyor. Bu denli ciddiyetle ve gemileri yakmış bir şekilde o şirketten maksimum faydayı çıkartmaya çalışın.
  10. Yine 3 çocuğun evde sizden para beklediğini hatırlayın ve sakın ama sakın size verilen işi beğenmemezlik yapmayın. Temizlik de yapmanız gerekebilir fotokopi çekmeniz de.. Asla ama asla iş seçmeyin, ne iş verilirse verilsin kendinizden emin bir şekilde ve sanki verilen iş “dünyayı kurtarmakmışçasına” ciddiyetle yaklaşın. Emin olun o gülümseyerek kabul ettiğiniz her iş size referans olarak geri dönecektir.
  11. Staj bitsin de kurtulayım diyorsanız yanlış yerdesiniz. O staj yerine her gün sonsuza kadar çalışacakmışsınız gibi bir enerjiyle gitmezseniz o şirket de sizin için “bitse de gitse” der.
  12. Şirketin enerji kaynağı olmaya çalışın (Ama kural 5′i de unutmayın şaklabanlıkla değil hızınızla, enerjinizle ve güler yüzünüzle enerji kaynağı olun)
  13. İnsanlara görev ve yetkisine göre değişen oranlarda değil herkese eşit ve en üst düzeyde saygı gösterin. Kimin yarın ne olacağı belli olmaz. Gerçi bu kurallar iyi ve erdemli insan olmanın kuralları her şeyden önce ve hedef de zaten iyi stajyer olmaktan öte iyi ve erdemli insan olmak ama yine de bu kuralların stajda da çok işinize yarayacağını söylemek isterim.
  14. Verilen her işe +1 kuralıyla yaklaşın. 1 saatte bitirilmesi gereken işe kendi +1 inizi katın ve 50 dakikada bitirin. Kendi bardağınızı mutfağa götürürken iş arkadaşlarınızın bardaklarını da götürün. Eliniz aşınmayacak emin olun :) Ama + puan alacaksınız. Her işi “biraz daha iyi” yapın. Bu sizi toplamda “çok daha iyi” yapar.
  15. Sizden başka stajyerler varsa belli etmeden onlarla rekabet edin. Onlardan daha iyi olmaya gayret edin. Unutmayın şefe hangi stajyerin en iyi olduğu sorulduğunda verilen cevabı staj dönemindeki performansınızla siz belirliyorsunuz. Bu cevap siz olmaya çalışın. Bu arada diğer stajyerlerle gizli rakip olmakla birlikte açıkça arkadaş olmayı da unutmayın.
  16. Asla ve asla staj yerinde özel telefonunuzla uğraşmayın. Mesajlaşmayın, uzun telefon görüşmeleri yapmayın. Hele hele şirketin telefonunu sakın kullanmayın.
  17. Yaptıklarınızı ballandıra ballandıra, bire bin katarak anlatmayın. Siz sadece iyi çalışın. Şefiniz ya da patronunuz zaten sizin neler yaptığınızı görecektir. Yaptıklarınızı gözlerine sokmanız ise antipatik durabilir.
  18. Sadece verilen işi yapmayın, sizin gözünüzle her şeyin nasıl çok daha iyi olabileceğinize dair fikirler oluşturup uygun bir dille şefinize sunun. Ama bunu da abartmadan yapın  :)
  19. Ara sıra şefinize çalışmanızdan memnun olup olmadığını sorun ve kusurunuz olursa söylemesini ve doğruyu göstermesini rica edin. Eleştiriyle beslenen çalışanları herkes sever. Onlar da “nasılsa 3 günlük stajyer” gözüyle bakmayıp sizi stajyer gibi değil kalıcı çalışan gibi görürler.
  20. Ve final! Zamanlamaya çok önem verin. Asla geç kalmayın, işten erken çıkmayın, çok acil durumlar dışında izin istemeyin. Staj yerini hayat boyu size kapıları açık bir iş alternatifi haline getirmeden stajınızı bitirmeyin.

Stajınızda başarılar.

1- Çok şık ama abartıya kaçmadan giyineceksin
2- Çok heyecanlı gözükme sanki yıllardır çalışıyormuş gibi profesyonel görün
3- Çok hoş bir gülümsemeyle karşıla herkesi.
4- Tanıştığın herkesle tokalaş ve gülümse, adını söyle ve duyduğun adı asla unutma.
5- Çok şaka – espri yapma yerli yerinde konuş yerli yerinde espri yap.
6- Yaşından daha olgun davran
7- Ne istediğini bilen biri olduğunu hissettir.


Otomasyon çözümleri geliştiren bir sektörde 5. yılını doldurmak üzere olan biri olarak açıkça söyleyebilirim ki fabrikasındaki insansız otomasyonuyla övünen bir şirketin reklamını izledim ve tüylerim diken diken oldu.

  • “Burası bir boru fabrikası.”
  • “Şu anda tam kapasiteyle üretim yapılıyor.”
  • “Ama ortada hiç insan göremiyorum.”
  • “Bunun adına otomasyon diyorlar.”
  • “Yani sıfır insan hatası.”

Bu cümleleri bir dönem Ayşe Özgün’ün, Uğur Dündar’ın üstlendiği tesis gezerek güvence veren memleketin sözüne itimat edilir abisi-ablası konseptinin yeni jönü Erman Toroğlu sarf ediyor.

Reklam filmini izleyelim, sonra devam edelim.

Sizce otomasyon sistemleri insan gücünü ortadan kaldırmak için mi vardır?

Diğer yandan İş Bankası Memet Ali Alabora’lı Bankamatik reklamını hatırlayalım.  “Bizde hiç insan çalışmıyor” vurgusu ile çekilen bu reklamı da izleyelim

Şimdi gelelim sonuca. İki soru geliyor aklıma

  1. Otomasyon sistemleri insanların daha verimli, daha az hata ile çalışmasını mı sağlar?
  2. İnsandan, insanın yerine geçecek robotlar ve bilgisayarlara doğru bir geçiş midir?

Erman Toroğlu’nun reklamının sonuna dikkat ettiniz mi? Erman Toroğlu “Bu gala daşlı gala” türküsünü okurken arkasındaki mavi önlüklü adamlara?

Kim o adamlar sizce? Evet, evet.. O adamlar işçiler, az önce Erman Toroğlu’nun fabrikada hiç birini görmediği için bunu bir başarı addettiği işçiler.

Duygusal baktığımı düşünebilirsiniz.  Gelecekte işler değişecek, belki mavi yakalı kavramı ortadan kalkacak.

Ama o zaman da insanın aklına şu soru gelmiyor değil.

İnsan nüfusu sürekli artarken, üstüne işsizlik sürekli artarken, bir de üstüne fabrikalarda otomasyon sistemleri artıp mavi yakalılar azalırken…

Sizce nereye varacak bu denklemin sonu?

Bir gün baba-oğul ve eşekleri yola çıkarlar. Baba biner eşeğe çocuk da yürür ardı sıra.Biri çıkar önlerine:

-Utan be adam ! Koca adam eşeğe binip çocuğunu yürütüyorsun!

Adam düşünür ve utanır, doğru , der ve iner , oğlunu bindirir eşeğe . Bir başkası çıkar önlerine:

-Ayıp! Ayıp ! Yaşlı baban yürüyor sen eşeğe biniyorsun !

Baba – oğul düşünürler birlikte binerler bu kez. Ama o da ne?

-         Be vicdansızlar ! Bu sıcakta eşeğe iki kişi binip canını mı alıcaksınız? Yazıklar olsun.

Bu kez baba-oğul birbirlerine bakar ve eşeğe ikisi de binmez.Ama bir başkası bu kez:

-       “ Enayiler ,  eşek bomboş gidiyor bunlar yürüyor” demez mi?

Baba der ki oğluna :

-Oğlum öyle yaptık olmadı , böyle yaptık olmadı , sen bacaklarından tut , ben de başından biz onu taşıyalım…

Sırtlarına alırlar eşeği, düşerler yola. Ama bu kez bir  başkası dikilir karşılarına.

-         Şunlara bakın! Eşek onları taşıyacağına , onlar eşeği taşıyor ! deyip basınca kahkahayı baba ve oğul bakakalırlar ardından adamın.

İnsanları memnun etmek zor değil.. Çünkü imkansız! Herkesi mutlu etmeye çalışırsanız, ne mutlu olabilirsiniz, ne de kimseye yaranabilirsiniz.

O yüzden en baştan kendi doğrunuzu ortaya koyacaksınız, o sizin rotanız olacak, ötesine hiç bakmayacaksınız..

Bugünlerde o kadar sık aklıma geliyordu ki bu hikaye, yazmadan edemedim..

Çok uzun yazmaya gerek var mı? Reklam konuşuyor zaten

Bir haftanın yorgunluğundan sonra baba Pazar sabahı kalkmış eline gazetesini almış ve akşama kadar oturup dinlenecek olmanın keyfini çıkartmaya başlamış. Ama baba bunları düşünürken oğlu yanına gelerek kendisini parka götürmek için geçen hafta söz verdiğini hatırlatmış. Canı hiç dışarıya çıkmak istemediği için bir bahane bulup evde oturayım , dinleneyim diye düşünmüş. Birden gazetenin promosyon olarak verdiği dünya haritası gözüne ilişmiş. Bu haritayı hemen parçalara ayırmış ve oğluna uzatmış;

Bu haritayı birleştirebilirsen hemen gidelim parka” demiş.
Ardından da içinden derin bir oh çekmiş;
Dünyanın coğrafya profesörlerinden birini getirsen yine de toplayamaz. Bunu iyi akıl ettim” diyerek sevinmiş.
Aradan 10 dakika geçmeden çocuk koşarak babasının yanına gelmiş. “Baba haritayı düzelttim, parka gidebiliriz” demiş.
Adam önce inanmamış ve görmek istemiş. Görünce de şaşırarak nasıl yaptığını sormuş. Çocuk demiş ki;
Bana verdiğin haritanın arkasında insan resmi vardı…
İNSANI DÜZELTİNCE DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELDİ...”