
Birinci bölümde Nasuh Mahruki ile tanışma sürecimizi anlattım kısaca. Gelelim tırmanışın devamına;
Astoria Caffe Nero’da planlanan buluşma, ortamdaki yüksek ses nedeniyle ve konuğumuzun da ricasıyla mekan değişikliğine uğradı. Yeni adres AKUT’un Genel Merkezi oldu.
Keskin ve şaşırtıcı bir profesyonellik tanımıyla başladı Mahruki sözlerine. Kararlı, net bir profil çiziyordu.
Sordum : Hırslı mısınız?
Cevapladı: Hayır, kararlıyım!
Kendisini motive eden şeyin ne olduğunu sorduk. Hedefler! dedi.
Her şeyden önce insanın kendisini iyi tanıması gerektiğine defalarca değindi. Öyle ya, en büyük eksiklerimizden biri değil mi? İşimizi, okulumuzu, eşimizi kendimizi iyi tanıyarak mı seçiyoruz? Yoksa bizim için bizden daha iyisini bilenler tarafından dayatılan, önerilen ve sunulanlarla mı?
O, kendisini iyi tanımayı bilmeliydi, yoksa tırmanışı tamamlayıp tamamlayamayacağını kestiremeyebilir, yarı yolda kalabilirdi. Kısacası ölebilirdi.
Biz ise kendimizi tanımadan yola çıkarsak ya da yola devam edersek, belki ölmeyeceğiz. Ama mutlu olmamız da, gerçek potansiyelimizi ortaya çıkartmamız da, dünyada iz bırakmamız da hayallere kalacak.
Sizce hangisi daha acı?
Ekibini ödüllendirme yöntemleriyle ilgili bir soru geliyordu ki, sert bir darbeyle soruyu ikiye böldü Nasuh Mahruki. “İnsanları hedeflerle motive edebilirsiniz, biz hiçbir arkadaşımıza maddi, manevi ödüllendirmede bulunmuyoruz” dedi.
Liderlikten bahsetti ve kendisinin çocukluğundan beri bulunduğu her ortamın doğal lideri olduğunu anlattı. Lider olunur mu doğulur mu? Sorusuna yaşanmışlıklarla dolu bir cevap!
Sordum, “liderlik nedir ve lider kimdir?”. Cevapladı: “Eğer bir ortamda benden daha iyi liderlik yapacak biri yoksa, hemen kolları sıvarım ve oranın lideri olurum, eğer benden iyisi varsa, ona tâbi olurum”. Alın size hem lider, hem de ekip olmanın tek cümlelik formülü!
Rol modelini sordu bir arkadaşımız ve beklediğim cevabı verdi: Hiç kimse! Sadece hedeflerim!
“Ben o sanatçının, bu futbolcunun, şu kadının, bu adamın hayranı olacak biri değilim, hiçbir zaman da olmadım”.
Kendini düşünen iki birey arasında bir taraf kazanır, bir taraf kaybeder. İki tarafın da kazandığı ortamlar vardır, buna da “kazan-kazan” denir. Ama bir de Nasuh Mahruki’nin çizdiği profil vardı ki; işte buydu bu ülkeyi doğru yöne götürecek olan.
“Kazan, kazan, kazandır!”
Örneği de hazırdı, biz onunla sohbet etmeye gitmiştik, liderlik ve profesyonellik konusunda biz birçok şey kazandık. O bizimle konuşarak, teknoloji, sosyal medya, iletişim konularında kazanımlar elde etti. Aramızdaki arkadaşlarımızdan birçoğununu o toplantıdan AKUT gönüllüsü olarak çıkmasını saymıyorum bile. Ve bütün bu paylaşımlardan, birlikte güçlenerek yapılacak olan işlerden Türkiye kazanacaktı. İşte size; kazan, kazan, kazandır!
Nasuh Mahruki’den öğrendiğimiz çok şey oldu, onun da Buluştrend katılımcılarından öğrendiği birçok şey oldu. Bana da bu organizasyonun organizatörü olarak “iyi bir iş yapmanın saadeti” ve gururu kaldı.
Kendisi ile işimiz daha bitmedi elbette, umuyorum ki yakında yeni güzel haberler verebileceğim sizlere.
Oraya gelerek kaliteli sorularla inanılmaz dolu bir atmosferi meydana getiren ve bu sorularla sohbetin rotasını belirleyen harika insanlara teşekkür ediyorum.
Elbette bize hem konuk olan, hem de ağırlayan Sevgili Nasuh Mahruki’ye sonsuz teşekkürler.
Ayrıca bloglarında bu etkinliğe yer veren sevgili Uğur Özmen, Fatmanur Erdoğan, İpek Aral Kişioğlu, [Cihan Kaloğlu [1][2], Yıldıray Ataş ve Berna Mutlu Aytekin’e teşekkür ediyorum. Kendileri de çok farklı açılardan ilginç deneyimler aktarmışlar.
Bakalım bir sonraki tırmanışımız hangi dağa olacak.
Sevgi ve saygılarımla
Ömer Ekinci











