Ataol Behramoğlu bir şiirine böyle başlıyor : Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var!
Blogların anlamı ve amacı da bu olmalı herhalde. Yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizi yazabilelim diye.
Şimdiye kadar bir çok dernekte bulundum, yönetim kurulu üyesi olarak, kurucu üye olarak ya da katılımcı üye olarak. 4 sene üst üste Türk Boksu’na hizmet verdim. Son üç yılda da Young CEO Club’da Yönetim Kurulu Üyesi ve Düşün Taşın Derneği’nde üye olarak bulundum.
Eğer derneklerde, vakıflarda, sosyal sorumluluk projelerinde ya da ana şemsiyesi itibariyle sivil toplum turuluşlarında görev alacaksanız bilmeniz gereken çok önemli birkaç şey var.
- Bir yerlere gelmek, yükselmek için görev almayın, onurlu bir yükseliş görevin alınmadığı, verildiği kurumlarda olur.
- Fayda yaratmaya çalışın, sürekli kurum içinde kendinizi pazarlayıp yaptıklarınızı satmaya çalışırsanız samimiyetinize inanç azalır.
- Herkesle iyi ilişkiler kurun ama çıkarınız için değil, yükselmek için değil, gerçekten onlarla aynı rüyayı gördüğünüz için.
- 3 yaşındaki çocukların bir görüşte iPad’i açıp istediği oyunu açmayı öğrendiği algılama ve zeka düzeyi düzlemindeyiz, övgü ile yalakalığı herkesin ayırt edebildiğini unutmayın, oradan ayrılmanıza mal olacaksa bile yalakalıktan uzak durun.
- Ama diğer yandan da yalakalık olarak algılanır diye de güzel bir şey yapanı da takdir ve tebrik etmekten geri durmayın. İkisi nasıl ayrılacak derseniz, onu sizin samimiyetiniz halleder
- Bir gün sizi de yaptıklarınızı da hatırlamayacaklar, buna hazır olun. STK’ların DNA’larında vefaya rastlanmamıştır. Ama derdiniz hatırlanmak değil de sadece o anda o işi yapacak gönüllü olmaksa bunu çok da dert etmeyin.
- Zaten vaktiniz kısıtlıysa bir de üzerine gaza gelip altından kalkamayacağınız görevlerin altına girmeyin. Bir süre sonra, hayatınızdaki dengelerde küçük aksaklıklar olduğunda kendinizin size “bütün bunları niye yapıyorum ki?” diyeceğini unutmayın. Mümkünse yapabileceğinizin biraz azı kadar göreve talip olun. Yarın işlerinizin bir anda yoğunlaşabileceğini unutmayın.
- Bir dernekte bir göreve hiç talip olmamış kişi, o göreve talip olup alıp %90′ını yapacak kadar emek verip sonra tamamlayamamış kişiden çok daha değerlidir. (Sadece derneklerde değil aslında hayatın genelinde böyledir). O yüzden eforunuzu doğru kullanın.
- Gözünüzün önünde birinin haksızlığa uğramasına asla müsaade etmeyin, bunu yapan derneğin kurucusu ya da başkanı da olsa kriz anlarında “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla giderseniz bir gün aynaya bakacak yüz bulamazsınız.
- Bir dernekteki ömrünüz de bir insan ömrü gibi aslında, başı olduğu gibi sonu da olmalı. Derneklerde bir kariyer ya da yükselme stratejisine inanmıyorum ama bir çıkış stratejisi olmalı. O derneğe haftada kaç saatinizi ayıracağınızı başta belirlemeniz gerektiği gibi kaç yıl sonra o dernekten ayrılacağınız da belli olmalı.
- Ayrıldınız, kovuldunuz ya da görev süreniz bitti mi? Üzülmeyin, hiçbirimiz bulunduğumuz koltuklara kazık çakmadık, her güzel şeyin bir sonu var. O bitişin hangi güzelliklerin başlangıcına gebe olduğunu bilebilir misiniz?
Türkiye’deki derneklerin birkaç özelliği de çıkıyor böylece ortaya, bunlara da hazırlıklı olun.
- Başkanlar genellikle sonsuza kadar başkanlık yapacaklarını zannederler.
- Oraya en iyi kendilerinin başkanlık yapacağı fikrinden nedense bir türlü vazgeçemezler. “Gelen gideni aratır” atasözü de iyi bir malzemedir onlar için.
- Başkan olmak isteyen ya da o dernekte daha önemli görevler almak isteyenleri kendileri için rakip olarak görmeye başladıkları anda gemi su almaya başladı demektir. Oysa o kişiler dernek için en iyi çalışacak kişilerdir.
- Dernek katılımcıları yani üyeler de “çevre olsun, çevre yapayım” mantığından bir türlü çıkamazlar. “Fayda üretmeye, topluma değer yaratmaya geldim” diyenine rastlamadım hiç. Aslında değer üretse, daha da kaliteli bir şekilde çevre üreteceğinden habersizdir.
- Haydi yatay bir yönetim anlayışından vazgeçtik, hiyerarşinin ya da ast-üst ilişkisine de razıyız deseniz de minik minik Osmanlı İmparatorlukcuklarıyla karşılaşacaksınız bir çok dernekte. Psikologların ve sosyologların “Tanrı sendromu” dedikleri sendromla karşılaşmanız an meselesidir bir çok dernekte.
Bunları sizleri derneklerden soğutmak için yazmadım elbette. Pek tabii bu anlattığım gibi olmayan dernekler, vakıflar, başkanlar, yönetimler ve üyeler vardı. Ama beklentilerinizi burada yazdıklarıma göre ayarlarsanız en azından hayal kırıklığına uğramazsınız.
Zira insan çokça emek verdikten, ismiyle özdeşleştirdikten sonra hayal kırıklığına uğrayınca güven duygusunu kaybedebiliyor içindeki.







Üniversitelere konferanslara gitmeye başlayalı 3 sene olmuş, girişimcilik ödülü alalı ise 2 sene..

































